English-Turkish translations for active:

aktif · hareketli · çalışan · etkin · faal · canlı · değiştirebilen · belli · etken · other translations

active aktif

Or maybe you just have a very active imagination.

Ya da belki senin çok aktif bir hayal gücün var.

Unfortunately, Andy is still an active member, very active.

Ne yazık ki, Andy hâlâ aktif üyemiz, oldukça aktif.

You need something active.

Aktif bir şeye ihtiyacın var.

Click to see more example sentences
active hareketli

No activity on his cell phone or credit cards.

Cep telefonu ya da kredi kartı hareketi yok.

These activities continue, throughout the night, every day of the week.

Bu hareketler devam ediyor gece boyunca, haftanın her günü.

It's the "Quack Quack Moo Activity Farm", sir.

Bu "Vak Vak Moo Hareketli Çiftlik", efendim.

Click to see more example sentences
active çalışan

Computer, who activated the emergency medical holographic program?

Bilgisayar, Acil Tıbbi Sanal programını kim çalıştırdı?

Activate all security protocols lock everything down.

Tüm güvenlik protokollerini çalıştırın. Her şeyi kilitleyin.

All available motion detectors and hidden cameras are active and responsive.

Mevcut tüm hareket algılayıcılar ve gizli kameralar aktif ve çalışıyor.

Click to see more example sentences
active etkin

You need an active imagination and observation skills.

Etkin bir hayal gücü ve gözlem becerilerine ihtiyacınız var.

Proper Dave, find an active terminal, access the library database.

Gerçek Dave, etkin bir terminal bul ve kütüphane veri tabanına giriş yap.

Not ones with their active protection.

Değil olanlar ile onların etkin koruma.

Click to see more example sentences
active faal

It looks like there's still an active signal back there.

Görünüşe göre orada hala faal bir sinyal var.

I'm sorry. It's an active investigation.

Özür dilerim, bu faal bir soruşturma.

And here in Rome, there's a very active group.

Ve burada, yani Roma'da, çok faal bir grup var.

Click to see more example sentences
active canlı

Active volcanoes make our planet a vibrant, living world.

Aktif volkanlar gezegenimizi canlı, yaşanılır bir dünya yapar.

There's a real, live, active-duty cop outside

Dışarıda gerçek, canlı ve görev başıdna bir polis var

And I'm a living, breathing, active sexual being.

Ben de canlı, nefes alan, aktif bir cinsel varlığım.

active değiştirebilen

So the activity's shifted, not stopped.

Yani aktivite durmamış. Yön değiştirmiş.

Positronic activity unchanged.

Pozitronik etkileşim değişmedi.

active belli

But it should only be active in certain areas

Ama sadece belli bölgelerde aktif olması gerek.

active etken

But I actively endorsed pain.

Ama etken olarak acıyı destekledim.