English-Turkish translations for age:

yaşlanmak, yaş, yaşındaki, yaşlı · çağ · devir · gün · asır · yaşlılık · dönem · yaşıt · çağa · nesil · yaşam · yüzyıl · other translations

age yaşlanmak, yaş, yaşındaki, yaşlı

I have a daughter your age, and she came with me to work today.

Senin yaşında bir kızım var, ve bugün benimle beraber işe geldi.

I think his brother has a son that age.

Sanırım kardeşinin o yaşlarda bir oğlu var.

When I was your age I had so much energy.

Senin yaşındayken o kadar çok enerjim vardı ki.

Click to see more example sentences
age çağ

This is a new age.

Yeni bir çağ bu.

Good evening, distinguished guest. Welcome to The Golden Age.

İyi akşamlar güzide konuğumuz, Altın Çağ'a hoş geldiniz.

Give me the Ice Age, okay?

Bana buz çağını verin, tamam mı?

Click to see more example sentences
age devir

That's the second and third ice age back. Fourth, fifth, sixth and seventh ice age back.

Bu da, ikinci ve üçüncü buz devri dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci buz devri.

Fourth, fifth, sixth and seventh ice age back.

Dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci buz devri.

So this is the Stone Age.

Demek ki bu taş devri.

Click to see more example sentences
age gün

For a while maybe until little Stevie becomes teenage Steven and I haven't aged a day.

Belki bir süre küçük Stevie büyüyüp Steven olana ve ben bir gün bile yaşlanmayana kadar.

Stan, you're gonna be my age one day.

Bir gün sen de benim yaşıma geleceksin Stan.

Until little stevie becomes teenage steven And i haven't aged a day.

Ta ki küçük Stevie büyüyüp genç Steven olana ve ben bir gün bile yaşlanmayana dek.

Click to see more example sentences
age asır

Tanith has been restored to us, but the age-old law demands a life for a life, a soul for a soul.

Tanith, bize iade edildi ama asırlık kanun, bir hayat için bir hayat ve bir ruh için bir ruh talep etmektedir.

Ages ago, by the way.

Asırlar önceydi bu arada.

The Ood-Sphere, I've been to this solar system before, years ago, ages!

Ood-Küre. Bu güneş sistemine daha önce de gittim, yıllar önce. Asırlar önce.

Click to see more example sentences
age yaşlılık

You know that's a sign of age, don't you?

Bu bir yaşlılık belirtisi, biliyorsun, değil mi?

That's definitely an age spot.

Bu kesinlikle bir yaşlılık lekesi.

This is not an age spot, Katherine.

O bir yaşlılık lekesi değil Katherine.

Click to see more example sentences
age dönem

A kind of golden age.

Bir çeşit altın dönem.

A new age about to begin

Yeni bir dönem başlamak üzere

IN EUROPE'S MlDDLE AGES, HEALlNG ARTS DEVELOPED DURlNG ROMAN TlMES ARE ALMOST FORGOTTEN

AVRUPA'DA ORTA ÇAĞLARDA, ROMA DÖNEMİNDE GELİŞEN ŞİFA SANATLARI NEREDEYSE UNUTULMUŞTU.

Click to see more example sentences
age yaşıt

She's such a nice girl and she's Hasan's age.

Çok güzel bir kız, Hasan'la da yaşıt.

She has a little girl, Alkmini's age, Marina.

Küçük bir kızı var, Alkmini'nin yaşıtı, adı Marina.

It tagged him and he's Bethany's age.

Onu tıkaçladılar ve o Bethany ile yaşıt.

Click to see more example sentences
age çağa

Ladies and gentlemen, we are entering the modern age.

Beyler ve bayanlar modern bir çağa giriyoruz.

Welcome to the modern age, Henry.

Modern çağa hoş geldin, Henry.

Welcome into new age.

Yeni çağa hoş geldiniz.

age nesil

What kind of New Age crap is that?

Ne tarz bir yeni nesil zırvalığı bu?

Protection for the new age.

Yeni nesil için koruma.

age yaşam

Even at my age, at my age I don't have a clue about life

Hatta bu yaşımda, hatta bu yaşımda bile, yaşam hakkında bir fikrim yok

And as an island ages, so it develops more habitats.

Ve bir ada yaşlandıkça, daha da çok yaşam alanı gelişir.

age yüzyıl

The thirtieth-century is an age of unparalleled peace and prosperity.

Otuzuncu yüzyıl eşi görülmemiş bir barış ve refah çağı.