English-Turkish translations for alive:

hayatta · yaşamak, yaşayan · canlı · diri · sağ · farkında · hareketli · heyecanlı · uyanık · other translations

alive hayatta

If I'd been a better husband, a better father, her mother and her sister might still be alive.

Eğer daha iyi bir koca, daha iyi bir baba olsaydım annesi ve kız kardeşi hâlâ hayatta olabilirdi.

Is my father still alive?

Babam hala hayatta mı?

Alive, but my friend is dead.

Hayatta, ama benim arkadaşım öldü.

Click to see more example sentences
alive yaşamak, yaşayan

He's alive, and he's coming here. then you brought him.

O yaşıyor ve buraya geliyor. o halde onu sen getirdin.

He's alive. And I need your help.

O yaşıyor ve yardımınıza ihtiyacım var.

This brain is still alive.

Bu beyin hala yaşıyor.

Click to see more example sentences
alive canlı

He's a child murderer that some parents from around here burned alive but then he came back.

O bir çocuk katili bazı aileler onu buralarda bir yerlerde canlı canlı yaktılar fakat sonra o geri geldi.

This is my show, larry, and i need him alive.

Bu benim şovum Larry ve o bana canlı lazım.

But I'd never seen anywhere so alive.

Ama hiç bu kadar canlı bir yer görmemiştim.

Click to see more example sentences
alive diri

You must bring her back dead or alive.

Ölü ya da diri onu geri getir!

Dead or alive, I don't know.

Ölü ya da diri, bilmiyorum.

Dead or alive, happy or sad.

Ölü ya da diri, mutlu veya üzgün.

Click to see more example sentences
alive sağ

So, please Please, please Don't ever feel bad for being alive.

O yüzden lütfen lütfen, lütfen sağ kaldığın için kendini kötü hissetme.

Is the woman still alive?

O.. kadın hala sağ mı?

But your German is alive and well.

Ama senin şu Alman hayatta ve sağlıklı.

Click to see more example sentences
alive farkında

Well, being alive and living, two very different things.

Hayatta olmak ve yaşamak çok farklı iki şey.

But you're alive and he's dead and that makes the difference.

Fakat siz hayattasınız ve o öldü ve aranızdaki fark bu.

The whole world's different because he's alive!

Tüm dünya farklı olacak çünkü o hayatta.

Click to see more example sentences
alive hareketli

That video is alive and is moving.

O video canlı ve hareket edebiliyor.

Alive, mobile and unknown.

Canlı, hareketli ve meçhul.

Looks like the women's movement is alive and kicking here at Georgette's Bar.

Görünüşe göre kadın hareketi yaşıyor ve Georgette Barında dimdik ayakta.

Click to see more example sentences
alive heyecanlı

Hey! It's an exciting time to be alive.

Hayatta olmak için heyecan verici bir zaman.

You're just looking for thrills to feel alive it's a normal reaction.

Kendini canlı hissetmek için heyecan arıyorsun bu normal bir tepkidir.

alive uyanık

Open and awake and alive.

Açık uyanık ve canlı.

Stay awake and alive for the next eight hours, 'cause something bad's coming.

Gelecek sekiz saatte uyanık ve canlı kal çünkü kötü bir şey yaklaşıyor.