English-Turkish translations for all:

bunca · hepsi, hep · tümüyle, tümden, tüm, tümü · onca · tamamıyla · bütünüyle, bütün · her · her şey · tek · her biri · tamamen · herkes · tamamı, tam · dünyada · özellikle · tekrar · tıpkı · mükemmel · ibaret · saf · sırf · hepten · alayı · other translations

all bunca

It's all about you and me, and that's it!

Bu sen ve benimle ilgili, hepsi bu.

Come on, it's not like I do it all the time.

Hadi ama, bu her zaman yaptığım bir şey değil.

Because they are the best, and we all want to be the best.

Çünkü en iyi onlar, bu yüzden biz de en iyi olmak istiyoruz.

Click to see more example sentences
all hepsi, hep

It's all about you and me, and that's it!

Bu sen ve benimle ilgili, hepsi bu.

That's all I need for now.

Şu an için hepsi bu.

Let's all go home and find a nice white woman to make love to.

Hepimiz eve gidelim ve aşk yapacak güzel beyaz bir kadın bulalım.

Click to see more example sentences
all tümüyle, tümden, tüm, tümü

How can you be with a guy that's got a problem with the very thing you're all about?

Nasıl bir adamla olabilir Sen tüm ilgili çok şey ile ilgili bir sorun var olduğunu?

That's all I want, that

Benim de tüm istediğim bu.

But then it's all so hard to believe, isn't it?

Ama tüm bunlara inanması çok zor değil mi?

Click to see more example sentences
all onca

All right, so you're good, but you're not that good.

Pekâlâ, iyisin ama o kadar da iyi değilsin.

It's all about him, isn't it?

Hepsi onunla ilgili değil mi?

Then you don't need me at all

O zaman, bana hiç ihtiyacın yok.

Click to see more example sentences
all tamamıyla

It's just you and me now, all right?

Artık sadece sen ve ben, tamam mı?

No, it's all right

Hayır, bu kadar tamam

All right, look. Look, look.

Tamam, bakın. bakın, bakın.

Click to see more example sentences
all bütünüyle, bütün

All the work around here, and the kids, and everything and my husband left me a week ago

Buradaki bütün işler, çocuklar, her şey ve kocam beni bir hafta önce terk etti.

So what do you do all day?

Peki, bütün gün sen ne yaparsın?

Stay with me all night

Bütün gece benimle kal

Click to see more example sentences
all her

All the work around here, and the kids, and everything and my husband left me a week ago

Buradaki bütün işler, çocuklar, her şey ve kocam beni bir hafta önce terk etti.

Forget all about us now and think only of yourself and your little girl.

Şimdi bizimle ilgili tüm her şeyi unut. Ve sadece kendini ve küçük kızını düşün.

It's not anything, nothing at all.

Hiçbir şey yok, her şey yolunda.

Click to see more example sentences
all her şey

All the work around here, and the kids, and everything and my husband left me a week ago

Buradaki bütün işler, çocuklar, her şey ve kocam beni bir hafta önce terk etti.

Yes, everything is all right now.

Evet, şimdi her şey yolunda.

Okay. Is this really all we have?

Gerçekten her şeyimiz bu kadar mı?

Click to see more example sentences
all tek

Yeah, but that's all I know right now.

Evet ama şu an bildiğim tek şey bu.

All she wants to do is find me And use me for whatever her plan is.

Tek istediği beni bulmak ve ve planı her neyse artık onun için beni kullanmak.

It's all I have left

Geriye bir tek bu kaldı.

Click to see more example sentences
all her biri

All the work around here, and the kids, and everything and my husband left me a week ago

Buradaki bütün işler, çocuklar, her şey ve kocam beni bir hafta önce terk etti.

First of all it's a game.

Her şeyden önce bu bir oyun.

All this is a mistake.

Tüm her şey bir hataydı.

Click to see more example sentences
all tamamen

This is all about you.

Bu tamamen seninle ilgili.

Tonight is all about you.

Bu akşam tamamen senin.

This guy is all green.

Bu adam tamamen yeşil.

Click to see more example sentences
all herkes

And she went to live in a beautiful house and all the people loved her, and she was very, very happy.

Ve o güzel bir evde yaşamaya gitti ve herkes onu sevdi, ve o çok ama çok mutluydu.

All right, everyone, please just stay calm.

Pekâlâ millet, lütfen herkes sakin olsun.

All right, is everybody here?

Pekala, herkes burda mı?

Click to see more example sentences
all tamamı, tam

All right, tell me exactly what happened.

Pekala, tam olarak ne olduğunu anlat bana.

That all means what, exactly?

Bu tam olarak ne demek oluyor?

Not all human, but something in between.

Tam insan da değil, ikisinin arasında bir şey.

Click to see more example sentences
all dünyada

After it's all over, the world will be a better place.

Ve daha sonra dünya daha iyi bir yer olacak.

All there is is this crazy world?

Her şey bu çılgın dünya da mı?

It will build an indestructible home for all people, a peaceful and calm world for all children.

Tüm çocuklar için huzurlu ve sakin bir dünya ve herkes için, dayanıklı bir ev inşa edilecek.

Click to see more example sentences
all özellikle

First of all, there's no girl, she's a woman, and second, she's special.

Öncelikle, bir kız yok. Bir kadın. İkinci olarak özel biri.

Okay, that's private, all right?

O özel bir konu tamam mı?

It's all right, a private joke.

Sorun değil, özel bir şaka.

Click to see more example sentences
all tekrar

Then we can all be one big happy family again.

O zaman tekrar büyük mutlu bir aile olabiliriz.

All right, check it out and call me back.

Tamam kontrol et ve beni tekrar ara.

Our little family, all together again.

Küçük ailemiz tekrar bir arada.

Click to see more example sentences
all tıpkı

You're just like all the people that

Sen de tıpkı diğer insanlar gibi Ne?

Because just like you, they're all going to die.

Çünkü tıpkı senin gibi onlar da ölecek.

Sometimes this is all like a dream.

Bazen herşey tıpkı bir rüya gibi geliyor.

Click to see more example sentences
all mükemmel

You need everything to be perfect all the time.

Her zaman mükemmel olmak için her şeye ihtiyacın var.

It's not perfect, but it's all we have.

Mükemmel değil ama elimizdeki tek şey de bu.

All things bright and beautiful All creatures great and small All things wise and wonderful The Lord God made them all

Parlak ve güzel her şey Küçük ve mükemmel bütün yaratılanlar Bilge ve harika her şey Bütün hepsini Tanrı yarattı

Click to see more example sentences
all ibaret

Uh, this has all been a really big misunderstanding.

Uh, bütün bunların hepsi büyük bir yanlış anlaşılmadan ibaret.

Mother, this is all just a huge misunderstanding.

Anne her şey büyük bir yanlış anlaşılmadan ibaret.

That's what movie is all about!

Film hakkında her şey bu ibaret.

Click to see more example sentences
all saf

Now, Bree, tonight is all about my very good friend Carolyn Decker and her pure water project.

Bree, bu akşam sadece çok yakın arkadaşım Carolyn Decker ve onun saf su projesi ile alakalı.

All my little rules about being pure went out the window.

Saf olma konusunda tüm benim küçük kurallar pencereden dışarı gitti.

Large or small, clever or simple, fur or feathers, now and forever all animals are equal!

Büyük ya da küçük, zeki ya da saf, tüylü ya da kürklü Şimdi ve ilelebet, tüm hayvanlar eşittir!

Click to see more example sentences
all sırf

All right. Just for you.

Pekala, sırf senin için.

Why would someone use all this money just to kill us?

Neden biri bu parayı sırf bizi öldürmek için kullanıyor ki?

Yeah, well, with all due respect, today isn't all about her, is it?

Evet, kusura bakma ama bugün sırf onunla ilgili değil, değil mi?

Click to see more example sentences
all hepten

This is all about Lara.

Bu konu hepten Lara.

And he's all like, "Wah, wah, wah".

Ve o hepten sey gibi "Wah, wah,

They're all gone, blub-blub-blub.

Onlar hepten gitti, blub-blub-blub.

Click to see more example sentences
all alayı

Pelle will tease me all day!

Pelle bütün gün alay edecek!

The Germans have been reinforcing regiments all day.

Almanlar, gün boyunca alaylardan takviye getirip durdular.