English-Turkish translations for allow:

vermek · izin vermek · bırakmak · müsaade etmek · sağlamak · saymak · tanımak · kabul etmek · çıkmak · düşünmek · imkân vermek · other translations

allow vermek

As a scientist, no, as a human being, I can't allow that to happen!

Bir bilim adamı olarak, hayır, bir insan olarak bunun olmasına izin veremem!

I'm afraid I can't allow that.

Ben buna izin veremem korkuyorum.

The judge will never allow that.

Buna hakim asla izin vermez

Click to see more example sentences
allow izin vermek

As a scientist, no, as a human being, I can't allow that to happen!

Bir bilim adamı olarak, hayır, bir insan olarak bunun olmasına izin veremem!

I'm afraid I can't allow that.

Ben buna izin veremem korkuyorum.

The traffic, of course, was stopped to allow the train

Trafik, tabii ki trene izin vermek için durmuştu.

Click to see more example sentences
allow bırakmak

Please allow me.

Lütfen bana bırakın.

Ah, Jean, allow me.

Ah, Jean, bana bırak.

Yeah, Kevin, allow him.

Evet Kevin, ona bırak.

Click to see more example sentences
allow müsaade etmek

Secret Service would never allow that.

Gizli Servis buna asla müsaade etmez.

No, we don't normally allow that. please?

Hayır, normalde buna müsaade etmeyiz. Lütfen?

Russia would never allow it.

Rusya buna asla müsaade etmez.

Click to see more example sentences
allow sağlamak

Gabriel possesses a rare genetic mutation that allowed us to implant a microchip in his brain.

Gabriel çok nadir görülen bir genetik mutasyon geçirdi ve bu da onun beynine bir mikroçip takmamızı sağladı.

It appears transparent and is extremely thin allowing visualization of muscles and individual muscle fibers.

Ve görünüşe bakılırsa, kasların ve belli başlı kas liflerinin görünmesini sağlayacak kadar şeffaf ve oldukça ince.

The epidermis is magenta, appears transparent and is extremely thin allowing visualization of muscles and individual muscle fibers.

Üst derisi morumsu bir renkte ve görünüşe bakılırsa, kasların ve belli başlı kas liflerinin görünmesini sağlayacak kadar şeffaf ve oldukça ince.

Click to see more example sentences
allow saymak

Mr. Minister, allow me to introduce myself.

Sayın Bakan kendimi tanıtmama izin verin.

Allow me, minister.

İzninizle Sayın Bakan.

Mr. President, we must not allow a mine-shaft gap! Sir!

Sayın Başkan, aramızda bir maden kuyusu açığına müsade edmeyiz!

Click to see more example sentences
allow tanımak

Allow me to introduce Mr. Wyatt Earp.

Size Bay Wyatt Earp'ü tanıtmak istiyorum.

This allows you more freedom.u

Daha çok serbestlik tanıyor.

The technology allowed for organic assimilation and self-replication to increase their effectiveness.

Teknoloji organik asimilasyona ve yararlılıklarını arttırmak için kendi kendine çoğalmaya olanak tanıyordu.

Click to see more example sentences
allow kabul etmek

Mr. Silver, allow me to say thank you for agreeing to do this.

Bay Silver, bunu kabul ettiğiniz için teşekkür etmeme izin verin.

He's a murderer. No visitors allowed

O bir katil, ziyaretçi kabul etmiyoruz

And FBl's not allowing visitors.

Ve FBI ziyaretçi kabul etmiyor.

Click to see more example sentences
allow çıkmak

In three years and two months, how often was Henri allowed outside for exercise?

Üç yıl ve iki ay içerisinde, Henri Young ne sıklıkla egzersiz için dışarı çıkarıldı?

Well, it's tempting, but we can't allow it.

Baştan çıkarıcı oldu ama buna izin veremeyiz.

allow düşünmek

Do you think so Yes Allow me

Öyle mi düşünüyorsun? Evet İzin ver

I thought the village had capitulated, if you'll allow me.

Köyün teslim olduğunu düşünmüştüm, eğer bana izin verirseniz.

allow imkân vermek

But it's impossible the Lord would never allow such an aberration

Ama bu imkansız! Tanrı asla böyle birşeyin olmasına izin vermez!