English-Turkish translations for allowance:

izin · harçlık · müsaade · kabul · aylık · ödenek · tahsisat · teslim · other translations

allowance izin

As a scientist, no, as a human being, I can't allow that to happen!

Bir bilim adamı olarak, hayır, bir insan olarak bunun olmasına izin veremem!

But the doctors wouldn't allow it.

Ama doktor buna izin vermedi.

Peggy would never allow that!

Peggy buna asla izin vermez!

Click to see more example sentences
allowance harçlık

Oh, my God, how much allowance does that kid get?

Tanrım, ne kadar harçlık alıyor bu çocuk böyle?

Give him anything he wants bigger allowance, a new bike just do it.

Ona ne istiyorsa ver fazla harçlık, yeni bir bisiklet Sadece yap.

And a generous allowance.

Ve yüklü bir harçlık.

Click to see more example sentences
allowance müsaade

It's very beautiful and very cold and you're not allowed to touch anything.

Çok güzel ama çok soğuk. Hiç bir şeye dokunmana müsaade yok.

Secret Service would never allow that.

Gizli Servis buna asla müsaade etmez.

Allow me please, gentlemen.

Bana müsaade edin beyler.

Click to see more example sentences
allowance kabul

Mr. Silver, allow me to say thank you for agreeing to do this.

Bay Silver, bunu kabul ettiğiniz için teşekkür etmeme izin verin.

He's a murderer. No visitors allowed

O bir katil, ziyaretçi kabul etmiyoruz

And FBl's not allowing visitors.

Ve FBI ziyaretçi kabul etmiyor.

Click to see more example sentences
allowance aylık

But it's going to cost everyone a month's allowance.

Ve bu herkesin bir aylık harçlığına mal olacak!

Santo, I'm increasing Judge Overton and Chief Barkley's monthly allowance.

Santo, Yargıç Overton ve Şef Barkley'nin aylık harçlığını arttırıyorum.

allowance ödenek

No salary, no allowances, nothing and no alcohoI and the fifth thing

Maaş, ödenek, hiçbir şey istemiyorum... .alkol de istemiyorum. Ve beşinci olarak..

There are a lot of allowances as well.

Bir sürü ödenek de var. İkramiyeler var.

allowance tahsisat

The Allowance System was a disaster.

Tahsisat sistemi, tam bir felaketti.

allowance teslim

I thought the village had capitulated, if you'll allow me.

Köyün teslim olduğunu düşünmüştüm, eğer bana izin verirseniz.