English-Turkish translations for anxious:

endişeli · kaygılı · huzursuz · endişeli olmak · tedirgin · heyecanlı · korkmak · meraklı · other translations

anxious endişeli

I mean, are you anxious about something?

Yani, bir şeyler hakkında endişeli misin?

I had never seen him so anxious.

Onu hiç bu kadar endişeli görmemiştim.

And don't you be too anxious either.

Ve sen de çok endişeli görünme.

Click to see more example sentences
anxious kaygılı

He seemed anxious, and I smelled alcohol.

Kaygılı görünüyordu, ve alkol kokusu aldım.

A humble man, anxious only to serve.

Aciz bir adam, yalnız hizmet için kaygılı.

Alice seemed anxious this morning.

Alice bu sabah çok kaygılı görünüyordu.

Click to see more example sentences
anxious huzursuz

But instead, I just feel lonely and anxious and Chloe is always here.

Ama onun yerine yalnız ve huzursuz hissettim. Chloe de sürekli burada.

It really makes me feel anxious

Bu, beni gerçekten huzursuz ediyor.

That makes people anxious.

Bu insanları huzursuz yapar.

Click to see more example sentences
anxious endişeli olmak

I noticed that Valentino was very anxious at this time.

Bu sefer Valentino'nun çok endişeli olduğunu fark ettim.

More anxious, unfocused, and then this morning, I

Fazla endişeli ve dikkatsiz oldu, sonra bu sabah. Ben

They're so anxious.

Çok endişeli olurlar.

Click to see more example sentences
anxious tedirgin

Just an ambulance driver, an anxious mother, a sick baby and their priest.

Sadece bir ambulans şoförü, tedirgin bir anne, hasta bir bebek ve onların pederi var.

And among all these anxious people

Ve bu tedirgin insanlar arasında

Anxious might be more accurate.

Tedirgin desek daha doğru olur.

Click to see more example sentences
anxious heyecanlı

It's the anxiously awaited rematch between former champion Rocky Balboa and the reigning champion Clubber Lang.

Eski şampiyon Rocky Balboa ve şimdiki şampiyon Clubber Lang arasında heyecanla beklenen rövanş maçı var.

I am also anxious and nervous.

Aynı zamanda heyecanlı ve gerginim.

She's anxiously waiting at home.

O heyecanla evde bekliyor.

Click to see more example sentences
anxious korkmak

I'm afraid Sir Richard's rather anxious to begin.

Korkarım ki Sör Richard başlamak için sabırsızlanıyor.

Everyone is afraid and anxious.

Herkes korkuyor ve kaygılı.

But I'm anxious and frightened.

Ama endişeliyim ve korkuyorum.

anxious meraklı

This child is so anxious.

Bu çocuk çok meraklı.