English-Turkish translations for at:

-te · -ta · -e · -a · -ya · -ye · -da · -de · en · evinde · saat · haliyle, halinde · başına · her birine · tarafında · yanında · üzerinde, üzere · sırasında · yakın · hatta · yakınında · değer · konum · şuanda · other translations

We also found translations for word at in Turkish.

at -te

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

It was the first time I wasn't good at something.

Ben bir şey de iyi değildi ilk kez oldu.

Okay, look, you know I'm not good at this.

Tamam. Bak, bu işte iyi olmadığımı biliyorum.

Click to see more example sentences
at -ta

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

It was the first time I wasn't good at something.

Ben bir şey de iyi değildi ilk kez oldu.

Okay, look, you know I'm not good at this.

Tamam. Bak, bu işte iyi olmadığımı biliyorum.

Click to see more example sentences
at -e

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

It was the first time I wasn't good at something.

Ben bir şey de iyi değildi ilk kez oldu.

Okay, look, you know I'm not good at this.

Tamam. Bak, bu işte iyi olmadığımı biliyorum.

Click to see more example sentences
at -a

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

It was the first time I wasn't good at something.

Ben bir şey de iyi değildi ilk kez oldu.

Yes, he's very good at it.

Evet, o konuda çok iyi.

Click to see more example sentences
at -ya

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

Oh, and look at us now.

Oh, ve bize bak şimdi.

Yes, he's very good at it.

Evet, o konuda çok iyi.

Click to see more example sentences
at -ye

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

It was the first time I wasn't good at something.

Ben bir şey de iyi değildi ilk kez oldu.

Okay, look, you know I'm not good at this.

Tamam. Bak, bu işte iyi olmadığımı biliyorum.

Click to see more example sentences
at -da

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

Just please look at me.

Lütfen sadece bana bakın.

And if you see anything, anything at all, you tell me first.

Ve eğer bir şey görürseniz, herhangi bir şey. İlk önce bana söyleyin.

Click to see more example sentences
at -de

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

But now look at him.

Ama bak şimdi ona.

Come on, look at you.

Hadi ama, kendine bir bak.

Click to see more example sentences
at en

But I won't, because there's at least one person who wants me here and that's good enough for me.

Ama gitmem, çünkü burada beni isteyen en azından bir kişi var ve bu benim için yeterli.

But at least I have a girlfriend.

Ama en azından bir kız arkadaşım var.

We've got one thing going for us, at least.

En azından bizim için iyi giden bir şey var.

Click to see more example sentences
at evinde

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

Is Mom or Dad at home?

Annem ya da babam evde mi?

You don't need this kind of trouble at home.

Evde bu tür bir belaya ihtiyacın yok.

Click to see more example sentences
at saat

I'm sorry to bother you at such a late hour, but we don't have much time.

Bu kadar geç bir saatte sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim ama fazla zamanımız yok.

Oh, look at the time.

Oh, şu saate bak.

I've got at least two more hours.

En az iki saatim daha var.

Click to see more example sentences
at haliyle, halinde

And you look at you.

Ve sen. Haline bak.

Look at all those people.

Şu insanların haline bak.

Look at you, Jack.

Şu haline bak, Jack.

Click to see more example sentences
at başına

See, that's why I didn't say anything at first.

Bu yüzden ilk başta bir şey söylemedim.

At least, not at first.

En azından ilk başta değil.

She left you by yourself at night?

Seni gece gece tek başına bıraktı?

Click to see more example sentences
at her birine

Yes, but I only go for a night or two at a time, and I always come back.

Ben yalnızca bir ve ya iki gece için gidiyorum.. hem her zaman da geri geliyorum.

One day at a time, brother.

Her gün bir kez kardeşim.

I always knew you were a romantic at heart.

Her zaman gizli bir romantik olduğunu biliyordum.

Click to see more example sentences
at tarafında

Look at me, this way.

Bana bak, bu tarafa.

There's another door at the side.

Yan tarafta başka bir kapı daha var.

Well, look at it this way, Harry.

Bir de şu tarafından bak, Harry.

Click to see more example sentences
at yanında

Well, at least your mom and dad are around and they love you.

Ama en azından anne ve baban yanında ve seni seviyorlar.

Look, at least take the women.

Bak, en azından kadınları yanına al.

Well, at least this year I've got Dave.

En azından bu sene yanımda Dave var.

Click to see more example sentences
at üzerinde, üzere

But at least he's gone on to a better place.

Ama en azından o daha iyi bir yere üzerine gitti.

Well, at least it's almost over, yeah?

En azından her şey bitmek üzere değil mi?

That's too much money to be carrying around at night.

Gece üzerinde taşımak için çok fazla para o.

Click to see more example sentences
at sırasında

No, not at the time.

Hayır, o sırada değil.

One problem At a time, Sam.

Her sorunun bir sırası var, Sam.

Which means the next kill will be at midnight.

Demek ki, sıradaki cinayet gece yarısı olacak.

Click to see more example sentences
at yakın

And now we talk at least once a week. And we're best friends.

Şimdi haftada en az bir kez konuşuyoruz ve yakın arkadaşız.

You were recently offered a partnership at Lockhart Gardner, is that right?

Yakın bir zamanda Lockhart Gardner'da size ortaklık teklif edildi, bu doğru mu?

Besides mistakes are natural at a young age.

Ayrıca, genç yaşta hata yakmak doğal bir şey.

Click to see more example sentences
at hatta

Even at a time like this.

Hatta böyle bir zamanda bile.

Even then, we weren't much good at it.

Hatta o zaman bile, çok iyi değildik.

Sorry, Major Collins, all the lines are busy at present.

Üzgünüm, Binbaşı Collins, şu anda bütün hatlar meşgul.

Click to see more example sentences
at yakınında

I have a copy at a place nearby.

Yakınlarda bir yerde bir kopya daha var.

Sean Taylor used his credit card at a gym near the convention center.

Sean Taylor kongre merkezi yakınındaki bir spor salonunda kredi kartını kullanmış.

Mr. Nash pistol-whipped a little old lady at a stickup near Leimert Park, Tuesday morning.

Bay Nash, Salı sabahı, Leimert Parkı yakınlarında silahlı bir soygunda yaşlı bir bayanı silahla darp etmişti.

Click to see more example sentences
at değer

I know that you're mad at me, but I still care about you

Bana kızgın olduğunu biliyorum ama ben hala sana değer veriyorum

Probably 'cause you're angry at yourself. 'cause you care.

Muhtemelen kendine kızgın olduğun için. Çünkü sen değer veriyorsun.

Look at you, is it worth?

Kendine bir bak. Değer mi?

Click to see more example sentences
at konum

You know, and we're at that age where we're ready to find "the one".

Biliyorsun, ve biz "bir" bulmak için hazır nerede o yaşta konum.

Colonel, we have what appears to be a single drone at our position.

Albay, biz ne var görünüyor Tek bir drone olmak Bizim konumda.

Nigel Wyndham's position at the Consulate includes diplomatic immunity.

Nigel Wyndham'In konsolosluktaki konumu diplomatik dokunulmazlık içeriyor.

Click to see more example sentences
at şuanda

Jack's probably at breakfast with Loomis now.

Jack, şuanda muhtemelen Loomis ile kahvaltı yapıyordur.

Main engine now at ninety percent.

Ana motor şuanda yüzde doksanda.

He's at a telnet session.

Şuanda bir Telnet oturumunda