awaits

A very important scientific discovery awaits us on this heading.

Bu rotada çok önemli bir bilimsel keşif bizi bekliyor.

A great and honorable destiny awaits you now.

Büyük ve onurlu bir kader seni bekliyor artık.

Awaiting official confirmation, but she was wearing some kind of bracelet or necklace.

Resmi onay bekleniyor ama bir çeşit bilezik ya da kolye takıyormuş.

Here, a very different world awaits them.

Burada çok farklı bir dünya onları bekliyor.

Winning is one thing. But if you lose a cruel and devastating fate awaits you.

Kazanmak iyi, güzel ama kaybedersen acımasız ve yıkıcı bir kader seni bekliyor.

General awaits us, wants to see this guy.

General bizi bekliyor, bu adamı görmek istiyor.

Once upon a time a lovely girl and her charming brother awaited their destiny together.

Bir zamanlar sevimli bir kız ve onun çekici erkek kardeşi kaderlerini beraber beklermiş.

A great destiny awaits you.

Muhteşem bir kader seni bekliyor.

Sometimes I feel a great punishment awaits me.

Bazen beni bekleyen büyük bir ceza olduğunu hissediyorum.

You have a bright future that awaits you. Please.

Önünde seni bekleyen parlak bir gelecek var, lütfen.