English-Turkish translations for bearing:

taşıma · taşıyan · hal · ayak · yatak · duruş · taşıyıcı · ilgi · yön · davranış · hareket · hava · ilişki · rota · other translations

bearing taşıma

He took a continent and turned it into a nation that now bears his name

Bir kıtayı aldı ve onu bir ülkeye çevirdi. O ülke şimdi onun adını taşıyor:

It bears your name, Carmen

Senin adını taşıyor Carmen.

My son bears his name.

Oğlum onun adını taşıyor.

Click to see more example sentences
bearing taşıyan

This is a great burden for you to bear alone.

Bu tek başına taşımak için büyük bir yük.

It's a heavy burden to bear alone.

Yalnız başına taşımak için ağır bir yük.

Like three kings bearing gifts.

Hediye taşıyan üç kral gibi.

Click to see more example sentences
bearing hal

Deep inside he's still a baby bear.

O hala içerde derinlerde bir bebek ayı.

Smokey the Bear, Smokey Robinson, "Chiquita Banana, Aunt Jemima.

Ayı Smokey, Smokey Robinson, çikita muz, Jemima hala.

Repeat, Papa Bear is still under the sink.

Tekrar ediyorum, Baba Ayı hala lavabonun altında.

Click to see more example sentences
bearing ayak

And a standing bear will never run, no matter what.

Ve ayakta duran bir ayı asla kaçmaz, ne olursa olsun.

Henry is a standing bear.

Henry bir "Ayakta Duran Ayı".

His name is Standing Bear.

Onun adı "Ayakta Duran Ayı".

Click to see more example sentences
bearing yatak

And then, the three little bears found the little boy sleeping in their bed.

Sonra bu üç ayı bir bakmışlar ki, küçük bir çocuk onların yatağında uyuyor.

Engine block, eccentric shaft, pistons, crankshaft, bearings, gearwheels.

Motor bloğu, eksantrik mili, pistonlar, krank mili, yataklar, dişliler.

You see, the oil-bearing strata in the area Interconnected by a surprisingly delicate structure.

Görüyorsun bölgedeki petrol yatağı katmanları birbirlerine şaşırtıcı bir biçimde hassas yapıda bağlı.

Click to see more example sentences
bearing duruş

After seeing the witness, his appearance and bearing

Tanığı gördükten sonra, onun görünüşü ve duruşu

Young man, you have the noble bearing of the barbarian leader Vercingetorix.

Genç adam, senin barbar lider Vercingetorix gibi soylu bir duruşun var.

Has the bearing of a soldier.

Onda bir asker duruşu var.

Click to see more example sentences
bearing taşıyıcı

So That's not a load-bearing pipe.

Yalnız o taşıyıcı bir boru değil.

Maybe it's a load-bearing wall.

Belki de taşıyıcı duvardır.

The whole wall can't be load-bearing.

Tüm duvar taşıyıcı olamaz ki.

bearing ilgi

White Bear, there's something not right about White Bear.

Beyaz Ayı, onunla ilgili bir şeyler doğru değil.

Something about a Harrison Talking Bear.

Konuşan Ayı Harrison ile ilgili bir şey.

Female polar bears are high-maintenance.

Dişi kutup ayıları ilgiye düşkündür.

bearing yön

Bearing indicates Cheyenne mountain.

Pozisyon yönü: Cheyenne Dağı.

We need a bearing.

Bize bir yön lazım.

Target bearing mark:

Hedef yönü işareti:

bearing davranış

But you sometimes act a bit like a bear.

Ama sen bazen biraz ayı gibi davranıyorsun.

Apathy, Loss of censorial bearings, Antisocial, even paranoid behaviour.

İlgisizlik, duysal işlevlerin kaybı antisosyal ve hatta paranoyak davranışlar.

bearing hareket

Walt, look, I know this bear's behavior.

Walt, bak, bu ayının hareket tarzını biliyorum.

bearing hava

Spiderman is cool, and polar bear

Örümcek Adam havalıdır, kutup ayısı da

bearing ilişki

The relationship between Bear and Joffrey is very real.

Ayı ve Joffrey arasındaki ilişki son derece gerçek.

bearing rota

Still on the same bearing?

Hala aynı rotada mı?