English-Turkish translations for blow:

darbe · uçurmak · rüzgâr · patlamak, patlatmak · çalmak · sakso · atmak · patlama · vuruş · esinti · saldırı · üfleme · yumruk · mahvetmek · yanmak · çalma · esmek · uçmak · other translations

blow darbe

And that was a big blow.

Bu büyük bir darbe oldu.

It was a terrible blow.

Korkunç bir darbe oldu.

The second blow brings us blood.

İkinci darbe bize kan getiriyor.

Click to see more example sentences
blow uçurmak

It is your choice, right, but you've chosen to blow yourself up, haven't you?

Bu senin seçimin, değil mi, ama kendini havaya uçurmayı seçtin, değil mi?

This place is gonna blow.

Bu yer havaya uçacak.

All the more reason to blow up the castle.

Kaleyi havaya uçurmak için bir sebep daha.

Click to see more example sentences
blow rüzgâr

Take a deep breath and blow like the wind

Derin bir nefes al ve rüzgar gibi üfle.

It's a blow for freedom.

Bu bir özgürlük rüzgarı.

Not even with that wind blowing, and that tide

Bu rüzgar eserken ve bu gelgitte bile.

Click to see more example sentences
blow patlamak, patlatmak

I actually got a lead in there that's gonna blow this case wide oh, whoa!

Ben aslında orada bir kurşun var O patlayacak vay, ah geniş bu durumda!

You really think blowing up Parliament's going to make this country a better place?

Sence Parlamento'yu patlatmak bu ülkeyi daha iyi bir yer mi yapacak?

Always easier to just blow it.

Her zaman patlatmak daha kolaydır.

Click to see more example sentences
blow çalmak

Someone tried to blow you up, and Bob is offering to help.

Biri seni havaya uçurmaya çalıştı ve Bob yardım teklif ediyor.

Jesus Christ, come on. Blow the goddamn whistle!

Tanrım, hadi çal artık şu kahrolası düdüğü!

If anyone comes back, blow this whistle.

Eğer birisi gelirse bu düdüğü çal.

Click to see more example sentences
blow sakso

I apologize. But i think andrew should blow you.

Özür dilerim ama bence Andrew sakso çeksin sana.

And don't worry. I will blow you.

Ve merak etme, sakso çekerim sana.

I know, I know, Irma, but he let some c-list skank blow him.

Biliyorum, biliyorum Irma ama bir kenar mahalle sürtüğüne sakso çektirdi.

Click to see more example sentences
blow atmak

One more step and I will blow you up.

Bir adım daha at seni havaya uçururum.

Take another step, and I'll blow his brains out.

Bir adım atarsan, onun beynini havaya uçururum.

Blow main ballast.

Ana safrayı atın.

Click to see more example sentences
blow patlama

Captain, we got a hundred barrels down there rigged to blow. and this.

Kaptan, aşağıda patlamaya ayarlı yüz varil var. Bir de bu.

This baby's ready to blow.

Bu bebek patlamaya hazır.

Blows, blood and death!

Patlamalar, kan ve ölüm.

Click to see more example sentences
blow vuruş

And now, the final blow!

Ve şimdi, son vuruş!

Instead of a head-on crash, Thea strikes a glancing blow.

Kafa kafaya bir çarpışma yerine, Thea sıyırarak vurup geçti.

A sharp,unedged medieval copper dagger used for delivering a final,fatal blow.

Keskin, kenarsız, Ortaçağa ait bakır bir hançer, son ölümcül darbeleri vurmak için kullanılırmış.

Click to see more example sentences
blow esinti

This such a splendid moment, a cool breeze blows.

Bu çok güzel bir an, serin bir esinti var.

Looked like a stiff breeze would blow him over.

Sanki sert bir esinti onu uçuracakmış gibi.

I added the glow to light." "it's a new ambiance, new breeze blowing.

Işığa bir parıltı ekledim." "Bu yeni bir ortam, yeni bir esinti.

blow saldırı

The second blow came from an influential philosopher and social critic, Herbert Marcuse.

İkinci saldırı, etkili bir felsefeci ve toplumsal eleştirmen Herbert Marcuse'den geldi.

And it'd strike a powerful blow against Moloch.

Ve Moloch'a karşı güçlü bir saldırı gerçekleştirir.

blow üfleme

Gabrielle, you and Soraya start blowing up wineskins.

Gabrielle, sen ve Soraya şarap kılıflarını üflemeye başlayın.

Whoo! We have a new glass-blowing master!

Yeni bir cam üfleme ustamız var.

blow yumruk

But after the first blow, I said: "Never again".

Ama ilk yumruktan sonra, "Bir daha asla" dedim.

A blow delivered by a left-handed punch.

Sol bir yumrukla yapılan bir darbe.

blow mahvetmek

What sort of Doctor blows up cars?

Ne tür bir Doktor arabaları mahveder?

Bridesmaids always blow weddings.

Nedimeler her zaman düğünleri mahveder.

blow yanmak

A transistor blows. A condenser burns out.

Bir transistör patlar, bir kondansatör yanar.

blow çalma

Mike, stop blowing the whistle.

Mike, ıslık çalmayı kes.

blow esmek

Wind blows northerly, I go north.

Rüzgar kuzeyden eser ben kuzeye giderim.

blow uçmak

If that boiler blows, so will the section.

Eğer o kazan patlarsa, bu bölüm havaya uçar.