English-Turkish translations for bound:

bağlı · sınır, sınırlı · ciltli · ciltlenmiş · nedeniyle · sıçramak · bağlamak · sınırlar., sınırlar · kaçınılmaz · other translations

bound bağlı

She's very fond of you, you know that, but she's bound to have other friends.

O sana çok düşkün, bunu biliyorsun ama bağlı olduğu başka arkadaşları da var.

In spite of being so powerful, why Is your body still wheelchair bound, Kaal?

Bu kadar güçlü olmasına rağmen neden hala vücudun tekerlekli sandalyeye bağlı, Kaal?

Each race is bound to this fate, this one doom.

Her ırk bu kadere bağlı, bu tek yazgıya.

Click to see more example sentences
bound sınır, sınırlı

Monty Brewster's extravagance k.nows no bounds.

Monty Brewster'in savurganlığının sınırı yok.

And finally, my son Daniel, whose loyalty knows no bounds.

Ve son olarak, oğlum Daniel sadakati sınır tanımıyor.

Well, to them I say, "love knows no bounds.

Ben de onlara "aşk sınır tanımaz" diyorum.

Click to see more example sentences
bound ciltli

There's a leather-bound book. It's red.

Kırmızı, deri ciltli bir kitap var.

There are La Strosse notebooks, bound in leather.

Orada deri ciltli defterler vardır. La Stross marka.

You also get this leather-bound set of encyclopaedias.

Aynı zamanda bu deri ciltli ansiklopediler de sizin.

Click to see more example sentences
bound ciltlenmiş

And beautifully bound.

Ve güzel ciltlenmiş.

The forest of the Vashta Nerada, pulped and printed and bound.

Vashta Nerada'nın ormanı hamur haline gelmiş, basılmış ve ciltlenmiş.

bound nedeniyle

In spite of being so powerful, why Is your body still wheelchair bound, Kaal?

Bu kadar güçlü olmasına rağmen neden hala vücudun tekerlekli sandalyeye bağlı, Kaal?

Why, you ask, was I bound and chained in this cold and dismal place?

Neden? Bir sor, bu soğuk ve kasvetli yere bağlı ve zincirliyim?

bound sıçramak

But Dr. Chapman says I'II soon be up and bounding about like a young gazelle.

Ama Doktor Chapman yakında iyileşip genç bir ceylan gibi sıçrayıp oynayacağımı söylüyor.

The H.M.S. Churchill, outward bound.

H.M.S. Churchill, dış uzaya sıçradı.

bound bağlamak

Me how to be bound, hardening tokatladigini me how?

Beni nasıl bağladığını, sertleşmeden nasıl beni tokatladığını?

bound sınırlar., sınırlar

And in here The East wing, closed the West wing, out of bounds.

Ve burada doğu kanadı kapalı batı kanadı da sınırlar dışındadır.

bound kaçınılmaz

Where there's mice there's bound to be chipmunks.

Fareler var nerede olması kaçınılmazdır var sincaplar.