English-Turkish translations for bow:

yay · fiyonk · papyon · eğmek, eğilmek · baş · pruva · boyun eğmek · kurdele · yayım · başını eğdirmek · boyun eğme · kavis · other translations

bow yay

Well, no, it's different. it's like you're gonna use a bow and arrow more.

Hayır, farklı bir şey bu. Sanki yayı ve oku daha fazla kullanacakmışsın gibi.

A small bow never helped anybody. Get this straight, Fred.

Küçük bir yay kimseye yardım etmez Düz olsun, Fred.

There'll even be a bow there.

Orada bir yay bile olacak.

Click to see more example sentences
bow fiyonk

There's always time for a bow.

Fiyonk için her zaman vakit vardır.

I've never seen a bow this big.

Hiç bu kadar büyük fiyonk görmemiştim.

For the bow?

Fiyonk için mi?

Click to see more example sentences
bow papyon

And a bow tie.

Ve bir de papyon.

Bill always wears a bow tie.

Bill her zaman papyon takar.

Oh, look, little bow ties!

Oh, bak, küçük papyon!

Click to see more example sentences
bow eğmek, eğilmek

I am Professor Chaos! And now this puny world will bow down to me!

Ben Profesör Kaos ve şimdi bu önemsiz dünya bana boyun eğecek!

Bow your head, keep praying and good luck.

Başını eğip dua et, ve iyi şanslar.

Everyone is polite, everyone smiles and bows.

Herkes çok nazik. Herkes gülümsüyor ve eğiliyor.

Click to see more example sentences
bow baş

Bow your head, keep praying and good luck.

Başını eğip dua et, ve iyi şanslar.

Yes this is the bow.

Evet bu baş tarafı.

Dad. Where's the bow?

Baba, baş tarafı nerede?

Click to see more example sentences
bow pruva

Check the bow and give me a damage report.

Pruvayı kontrol et ve bana hasar raporu ver.

Open bow doors, captain.

Pruva kapılarını açın Kaptan.

Like the bow of an elegant battleship.

Zarif bir savaş gemisinin pruvası gibi.

Click to see more example sentences
bow boyun eğmek

I am Professor Chaos! And now this puny world will bow down to me!

Ben Profesör Kaos ve şimdi bu önemsiz dünya bana boyun eğecek!

Gotham will soon bow to its new ruler, Ra's al ghul.

Gotham, yakında yeni hükümdarı Ra's Al Ghul'a boyun eğecek.

The whole world will bow to Laputa again!

Bütün dünya tekrar Laputa önünde boyun eğecek

Click to see more example sentences
bow kurdele

This is more important than a perfect bow.

Bu mükemmel bir kurdeleden çok daha önemli.

Ribbon and bows and cards.

Kurdele, fiyonk ve kartlar var.

Pretty pink bow.

Tatlı pembe kurdele.

bow yayım

And you have my bow.

Ve benim de yayım.

Do I have a bow?

Bir yayım var mı?

bow başını eğdirmek

Bow your head, keep praying and good luck.

Başını eğip dua et, ve iyi şanslar.

bow boyun eğme

And I, for one, would rather bow to a Tudor, bastard though he may be, than a Scotsman.

Ve ben, bir İskoç yerine piç de olsa bir Tudor'a boyun eğmeyi tercih ederim.

bow kavis

There, the ulna is bowed.

İşte, dirsek kemiği kavisli.