English-Turkish translations for box:

kutu · kutulamak · kasa · kutuya koymak · boks yapmak · kutulara yerleştirmek · kulübe · koli · göz · sandık · loca · televizyon · hediye · yumruk · hediye kutusu · sepet · other translations

box kutu

Why? Mary, please do me a favor and just put the box back for now, okay?

Mary, lütfen bana bir iyilik yap ve o kutuyu şimdilik yerine koy, tamam mı?

Yeah, maybe they didn't mean the box for us.

Evet belki de kutu bizim için değildi.

But there's one thing left in the box.

Ama kutunun içinde tek bir şey kalmıştı.

Click to see more example sentences
box kutulamak

Some boxes came for you, so I put them in your bedroom.

Senin için bazı kutular geldi, ve onları yatak odana koydum.

But, what are those boxes?

Ama şu kutular da ne?

It's just boxes, right?

Sadece kutular, değil mi?

Click to see more example sentences
box kasa

A VERY strong box, and inside it was this.

Çok güçlü bir kasa, içinde de bu vardı.

That's a safe deposit box key.

Bu bir kiralık kasa anahtarı.

Safe locker and match box!

Bir kasa ve bir kibrit!

Click to see more example sentences
box kutuya koymak

Why? Mary, please do me a favor and just put the box back for now, okay?

Mary, lütfen bana bir iyilik yap ve o kutuyu şimdilik yerine koy, tamam mı?

Who put this stupid box here?

Bu aptal kutuyu buraya kim koydu?

I mean a big box. we couldn't find a big box.

Büyük bir kutuya koy diyorum. Büyük bir kutu bulamadık.

Click to see more example sentences
box boks yapmak

He always makes last-minute appointments, always in the boxing area, and always late at night.

Her zaman son dakika randevuları yapıyor, Her zaman boks alanında ve hep geç saatlerde geliyor.

My intention is to box, to win a clean fight.

Benim niyetim boks yapmak, temiz bir dövüş kazanmak.

Have you done some boxing?

Sen de mi boks yaptın?

Click to see more example sentences
box kutulara yerleştirmek

And then it'll be a music box with a story.

İşte o zaman bu müzik kutusunun bir hikâyesi olur.

You'll never get anywhere treating your helmet like a lunch box.

Her yerde tedavi olsun asla bir öğle yemeği kutusu gibi kask.

And I still have to eat the metal box.

Ve hâlâ şu metal kutuyu yemek zorundayım.

Click to see more example sentences
box kulübe

But it's just a box.

Sadece bir kulübe bu.

There's a club called Culture Box. It's awesome. A club.

Kültür Kutusu adında bir kulüp var, Bir kulüp,

The blue box, it's always there.

Mavi bir kulübe ve daima var.

Click to see more example sentences
box koli

There's a big box in here!

Burada büyük bir koli var.

Ladies and gentlemen compliments of Victor Baxter and the Baxter Box Company merry Christmas.

Bayanlar ve baylar Victor Baxter ve Baxter Koli Ürünleri size mutlu Noeller diler.

Where'd that box come from?

Bu koli nereden geldi?

Click to see more example sentences
box göz

It's a nice hotel. Look in the glove box.

Güzel bir otel ama, torpido gözüne bak.

Meanwhile his hand is still going for the glove box.

Bu arada da eli hala torpido gözüne gidiyor.

Two bionic eyes and a synthetic voice box.

İki biyonik göz ve sentetik bir ses kutusu.

Click to see more example sentences
box sandık

Wait a minute, that my mother's glory box.

Dur bir dakika. Annemin çeyiz sandığı o.

What about the ammo boxes?

Peki ya cephane sandıkları?

Dead sailor in a box.

Sandıkta ölü bir denizci.

Click to see more example sentences
box loca

So I promise, I'll get you tickets for next year. Box seats for both of us.

Bu yüzden söz veriyorum, sana gelecek sene için bilet alacağım, ikimiz için de locadan.

This box is for stage personnel only.

Bu loca sadece sahne personeli için!

He left Madame de Marigny in her box, with Madame de Spaur and Madame de Vanvres.

Madam de Marigny'i Madam de Spaur ve Madam de Vanvres ile birlikte locasında bıraktı.

Click to see more example sentences
box televizyon

Once a high school boxing star, Lim Deok-kyu becomes a TV star

Bir zamanların liseli boks yıldızı Lim Deok Kyu televizyon yıldızı oluyor.

Television, music box. books

Televizyon, müzik seti kitaplar

Now, since this is a televised boxing match,

Bu televizyonda yayınlanan bir boks maçı olduğundan

box hediye

And everyone knows The biggest present comes in the smallest box.

Ve herkes biliyor ki en büyük hediye en küçük kutuda gelir.

There's a prize in every box.

Her kutuda bir hediye var!

Come over on Boxing Day or the next day, yes, yes.

Hediye günü gel ya da sonraki gün, evet, evet.

box yumruk

It turned out that the sweet-talking, tattoo-sporting pikey was a gypsy bare-knuckle boxing champion.

Yani o dövmeli, komik konuşan, sportmen çingenenin çıplak yumruk boks şampiyonu olduğunu atlamışım.

You put the man into a bare-knuckle boxing match.

Sen onu bir çıplak yumruk boks maçına soktun.

box hediye kutusu

And everyone knows The biggest present comes in the smallest box.

Ve herkes biliyor ki en büyük hediye en küçük kutuda gelir.

There's a prize in every box.

Her kutuda bir hediye var!

box sepet

Two portmanteaus, two dressing cases, two hat boxes and a luncheon basket.

İki portmanto, iki valiz, iki şapka kutusu ve bir yemek sepeti.