English-Turkish translations for break:

ara · mola · kırmak · ara vermek · tatil · şans · bitmek, bitirmek · fırsat · yenmek · kırma · kaçış, kaçmak · ayırmak · kırık · kırılmak · bozmak · açmak · kırılma · sona erdirmek · dinlenme · yarmak · yıkmak · dağıtmak · parça · kesmek · söylemek · çiğnemek · dalmak · parçalamak · parçalanmak · firar · patlamak · fırlamak · çatlak · fasıla · içine girmek · patlak vermek · yaralamak · other translations

break ara

It may be boring for you, but I am happy to have a break.

Senin için sıkıcı olabilir ama ben biraz ara verdiğim için mutluyum.

Okay, let's take a break.

Tamam, haydi bir ara verelim.

I want a clean break.

Temiz bir ara istiyorum.

Click to see more example sentences
break mola

He may be down to three legs, but he'll make a break for it the first chance he gets.

O aşağı olabilir üç ayak, ama olacak bunun için bir mola yapmak ilk şans o alır.

A short break

Kısa bir mola

I need a break anyway.

Bir molaya ihtiyacım var.

Click to see more example sentences
break kırmak

How could a name not even a real name break your heart?

Bu nasıl bir isim ki? Gerçek bir isim bile değil. Kalbini mi kırdı?

Okay. But if something breaks and then the queen comes over.

Tamam ama bir şey kırılırsa ve Kraliçe de gelirse.. .

Well, I have no intention of breaking her heart.

Onun kalbini kırmak gibi bir niyetim yok.

Click to see more example sentences
break ara vermek

It may be boring for you, but I am happy to have a break.

Senin için sıkıcı olabilir ama ben biraz ara verdiğim için mutluyum.

Okay, take a short break and then start again.

Tamam, kısa bir ara verin ve yeniden başlayın.

Hey guys, let's take a break, pizza time!

Hey millet, hadi bir ara verelim, pizza zamanı!

Click to see more example sentences
break tatil

There was a party downstairs for spring break.

Bahar tatili için aşağıda bir parti vardı.

I learned that the hard way, senior year, spring break.

Bunu zor yoldan öğrendim, son sene, bahar tatilinde.

Go somewhere for spring break.

Bahar tatili için bir yere git.

Click to see more example sentences
break şans

He may be down to three legs, but he'll make a break for it the first chance he gets.

O aşağı olabilir üç ayak, ama olacak bunun için bir mola yapmak ilk şans o alır.

Chris, give me a break!

Chris, bana bir şans ver!

Just give me a break, will you, please?

Bana bir şans vereceksin, değil mi, lütfen?

Click to see more example sentences
break bitmek, bitirmek

Well, my lunch break is over.

Eh, benim öğle yemeği molası bitti.

So summer break is over?

Demek yaz tatili bitti?

Okay, babe, break time's over.

Tamam bebeğim, ara bitti.

Click to see more example sentences
break fırsat

Give me a break, will you, please?

Bana bir fırsat ver, olur mu, lütfen?

It's a great break for you.

Senin için harika bir fırsat.

Come on, give her a break.

Haydi, ona bir fırsat ver.

Click to see more example sentences
break yenmek

We do get a very generous lunch break and there's a little hotel a few blocks from here.

Çok cömert bir öğle yemeği yiyebilir ve buradan birkaç blok uzaklıkta bir otel var.

But one day, I followed her on a lunch break.

Ama bir gün, yemek molasında onu takip ettim.

Let's have a lunch break.

Öğle yemeği molası verelim.

Click to see more example sentences
break kırma

Don't you break his heart, okay?

Sakın kalbini kırma, tamam mı?

Well, don't break it next time.

O zaman bir dahaki sefere kırma.

So don't break her heart.

O yüzden sakın kalbini kırma.

Click to see more example sentences
break kaçış, kaçmak

Either you helped her break out, which is bad or you kidnapped her, which is worse.

Ya kaçmasına yardım ettin, ki bu kötü ya da onu sen kaçırdın, ki bu felaket.

It's a very unique prison break.

Bu çok eşsiz bir kaçış yöntemi.

Can't make an omelet without breaking a few eggs, right?

Bir kaç yumurta kırmadan omlet yapamazsın, değil mi?

Click to see more example sentences
break ayırmak

That's really the worst way to break up.

Ayrılmak için en kötü yol bu gerçekten.

'Breaking things comes easily to me.

Bir şeylerden ayrılmak bana kolay geliyor.

Fowler just left for his coffee break.

Fowler az önce kahve molası için ayrıldı.

Click to see more example sentences
break kırık

It's a nice clean break.

Güzel temiz bir kırık.

No, it's a clean break.

Yok, temiz bir kırık.

That is a severe break.

Bu bir şiddetli kırık.

Click to see more example sentences
break kırılmak

What kind of precious stone breaks that easily?

Hangi kıymetli taş bu kadar kolay kırılır?

And then it breaks.

Ve o zaman kırılır.

More to break.

Daha çok kırılır.

Click to see more example sentences
break bozmak

Things are breaking down, things are chaotic but that is good, that's the first step.

İşler bozuluyor, işler karmakarışık ama bu iyi bir şey, ilk adım bu.

Every day something breaking.

Her gün bir şey bozuluyor.

Damn thing was always breaking down.

Lanet şey her zaman bozuluyordu.

Click to see more example sentences
break açmak

Break open that other bottle.

Şu diğer şişeyi de açın.

Break it open!

Kır şunu!

Please break it open, dear

Lütfen kır şunu sevgilim

Click to see more example sentences
break kırılma

Derek was such a nice guy on the show, but I guess even nice guys have their breaking point.

Derek gösteri böyle güzel bir adam oldu, ama sanırım bile güzel çocuklar kendi kırılma noktası var.

All day long I thought maybe it was me, maybe I was breaking down or something.

Bütün gün boyunca, belki benim olduğunu düşündüm, belki de kırılma aşağı ya da bir şey oldu.

Everyone has a breaking point, including you and I.

Herkesin bir kırılma noktası vardır, siz ve ben de dahil.

Click to see more example sentences
break sona erdirmek

Tea break finished five minutes ago.

Çay molası beş dakika önce sona erdi.

Okay, everyone, the break is over.

Tamam millet, mola sona erdi.

Break time's over.

Mola sona erdi.

Click to see more example sentences
break dinlenme

Break room, please.

Dinlenme odası, lütfen.

Restroom, break rooms, security room, and the safety deposit boxes.

Tuvalet, dinlenme odaları, güvenlik odası ve kiralık kasalar

We took a short break for recreation.

Dinlenme için kısa bir mola verdik.

Click to see more example sentences
break yarmak

Either you helped her break out, which is bad or you kidnapped her, which is worse.

Ya kaçmasına yardım ettin, ki bu kötü ya da onu sen kaçırdın, ki bu felaket.

Now help me find something to break it with.

Şimdi, bunu kırmak için bir şey bulmama yardım et.

Help me break the door down.

Yardım et de kapıyı kıralım.

Click to see more example sentences
break yıkmak

A time to build up, a time to break down

Kurmak için bir zaman, yıkmak için bir zaman

Power to build, not to break.

Yapmak için güç, yıkmak için değil.

Bad luck either breaks you or it makes you.

Kötü şans ya seni yıkar ya da adam eder.

Click to see more example sentences
break dağıtmak

Go ahead, break 'em up.

Devam et, dağıt onları.

Go on, Jai, break his face!

Jai git onun yüzünü dağıt!

Then what doyou mean by breaking up that Lakeviewjoint last night?

O zaman dün gece Lakeview meyhanesini dağıtmak da ne oluyor?

Click to see more example sentences
break parça

This little break is just part of the Bo and Lauren journey.

Bu küçük ayrılık Bo ve Lauren seyahatinin sadece bir parçası.

Don't break another bit on me.

Bir parça daha kırmayın bana.

That thing is breaking apart.

Bu şey parçalara dağılıyor.

Click to see more example sentences
break kesmek

Jason, stop that, or I'll break your arm.

Jason, kes şunu, yoksa o kolunu kırarım!

So did I hear whispers about, uh, you and Charlie breaking up?

Yani, uh, hakkında fısıltılar duydun mu sen ve Charlie kesiliyor?

Lookout reports tin-can breaking out, sir.

Muhrip gözlem raporlari kesiliyor, efendim.

break söylemek

Spencer, I hate to break this to you, but you have a very complicated life.

Spencer, bunu sana söylemekten nefret ediyorum ama... .çok zor bir hayatın var.

Whistler also said something about a second step, something about a break-in.

Ayrıca Whistler ikinci adımla ilgili bir şeyler söyledi bir binaya girmekle ilgili.

Look, I hate to break it to you, Rollo, but I'm not a superhero, okay?

Bak, bunu söylemekten nefret ediyorum Rollo ama ben süper kahraman değilim, tamam mı?

break çiğnemek

I've written a new book to break new rules.

Yeni kuralları çiğnemek için yeni bir kitap yazdım.

Because I'm about to break them.

Çünkü ben onları çiğnemek istiyorum.

Isn't that breaking the rules?

Bu kuralları çiğnemek değil mi?

break dalmak

Little girl, a man holding himself against you would break you like a bundle of sticks.

Küçük kız, sana karşı kendini tutan bu adam seni bir demet dal gibi kırabilirdi.

A single twig breaks.

Tek bir dal kırılır.

Gogo light bough not break Gogo dead.

Gogo hafif dal yok kırılmak Gogo ölmek.

break parçalamak

Why only break the record, yet you could smash it and mash it?

Neden sadece Rekor kırmak, henüz onu parçalamak ve o püre?

when a bear attacked and violated and break her.

Bir ayı ona saldırdı, iğfal etti ve parçaladı.

I, uh, got a little blockage. I break-a the poops up In-a little chunks

Küçük bir tıkanıklık var da. Kakaları parçalayıp Küçük parçalar haline getiririm

break parçalanmak

Here on Sainte Marina, sometimes a family breaks apart a marriage goes bad, a debt goes unpaid, a small war starts.

Burada Sainte Marina'da bazen bir aile parçalanır bir evlilik kötü gider, bir borç ödenmez küçük bir savaş başlar.

And It breaks your lheart, wlhen tlhey go away

Ve o gittiğinde senin kalbin parçalanır.

break firar

This is yesterday's prison break.

Bu dünkü hapishane firarı.

A prison break fnishes Warden Barnes.

Bir firar olayı Müdür Barnes'ı bitirir.

break patlamak

Give me a break, Pat.

Rahat bırak beni Pat.

break fırlamak

Lots of people throw things and break things.

Pek çok insan bir şeyler fırlatıp kırar.

break çatlak

But these big cracks, it's a good, clean break.

Ama bu büyük çatlaklar, iyi çatlaklar aslında.

break fasıla

What kind of break?

Ne çeşit bir fasıla?

break içine girmek

Oh, that is bullshit. Who would break in to this shithole?

Oh, bu bir saçmalık Kim bu bok çukuruna girmek için kırardı ki?

break patlak vermek

It's a story and it breaks.

Bu bir hikaye ve patlak veriyor.

break yaralamak

Losing a parent breaks hearts.

Bir ebeveyn kaybetmek kalbi yaralar.