English-Turkish translations for bring:

getirmek · götürmek · vermek · çıkmak · kazandırmak · katmak · neden olmak · yaklaştırmak · ikna etmek · sokmak · aklını başına getirmek · other translations

bring getirmek

Today, I'm even more lucky because there's one more thing I can bring back to this town:

Bugün, ben daha şanslıyım Bir şey daha var çünkü Ben bu kasabaya geri getirebilir:

Bring me another one.

Bana bir tane daha getir.

Get her, bring her back!

Git onu al geri getir!

Click to see more example sentences
bring götürmek

I say you bring him back into school tomorrow, all right?

Bence sen onu yarın okula geri götür, tamam mı?

Bring him a drink. Keep him happy.

Ona bir içki götür ve memnun et.

Old man gave me this to bring to you.

Yaşlı adam bunu sana götürmem için bana verdi.

Click to see more example sentences
bring vermek

Someone or something called to bring me news of her death and opened the front door for me.

Biri ya da bir şey bana ölümü haber vermek için geldi ve ön kapıyı açtı.

Will you bring me another beer?

Bana bir bira verir misin?

Or I can bring you so much pain.

Ya da sana çok fazla acı verebilirim.

Click to see more example sentences
bring çıkmak

Now bring her outside and shoot her, or I will.

Şimdi onu dışarı çıkar ve vur ya da ben yaparım.

So bring her out.

O zaman dışarı çıkar.

I thought I'd bring out the big guns for a special occasion.

Ben özel bir fırsat için büyük silah ortaya çıkarmak düşündüm.

Click to see more example sentences
bring kazandırmak

It'll bring us power, respect, and money,

Bize güç, saygı ve para kazandıracak.

Please win and bring hope to Korea again

Lütfen kazan ve Koreye tekrar umut getir.

This marriage will bring us land and important alliances.

Bu evlilik bize toprak ve önemli müttefikler kazandıracak.

Click to see more example sentences
bring katmak

So, Kit Kat, what brings you to Willow Creek, huh?

Kit Kat, seni Willow Creek'e hangi rüzgâr attı?

Garth, bring him downstairs.

Garth, onu alt kata getir.

Go upstairs and bring your mother's dresser down here.

Üst kata çık ve annenin şifonyerini buraya getir.

Click to see more example sentences
bring neden olmak

Why bring all this up now?

Bütün bunlar neden şimdi oluyor?

Now, why would you have poor, wee Seamus bring you down here, Detective?

Şimdi, neden olurdu kötü, wee Seamus Burada aşağı getirmek, Dedektif?

But sometimes running a little risk can bring big rewards, you know?

Bazen küçük bir risk, büyük bir savaşa neden olabilir, bilirsin.

Click to see more example sentences
bring yaklaştırmak

And it brings a united kingdom one step closer

Bu da bizi birleşik krallığa bir adım daha yaklaştırır.

Each day brings them closer to exhaustion and starvation.

Her gün onları tükenmeye ve açlıktan ölmeye yaklaştırır.

Wardol, this next location brings us much closer.

Wardol, bir sonraki konum bizi daha da yaklaştırır.

bring ikna etmek

Yeah. They convinced Ortez to bring José in for questioning.

Evet, Jose'yi sorgulama getirmesi için Ortez'i ikna ettiler.

bring sokmak

They bring poisonous ants and stinging bees.

Zehirli karıncalar ve sokan arılar getirirler.

bring aklını başına getirmek

Bring her to her senses!

Onun aklını başına getir!