English-Turkish translations for broken:

kırık · kırılmış · bozuk · parçalanmış · yarılmış · çökmüş · arızalı · yıkılmış · kesik · paramparça · yıkık · other translations

broken kırık

Yeah, it means we're still stuck here, and I still have a broken leg.

Evet. Bunun anlamı biz hâlâ burada sıkışmış durumdayız ve bacağım hâlâ kırık.

You treated a patient named Linda Stansbury back in October for a broken wrist.

Linda Stansbury adında bir hastayı tedavi Ekim ayında geri kırık bir bilek için.

Trust me, they're not broken.

İnan bana, kırık filan yok.

Click to see more example sentences
broken kırılmış

Okay, well, I guess it's broken, then, and there's nothing we can do about it.

Tamam, peki, sanırım kırılmış, o zaman bunun için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

Anyway, er, Heather attacked me, I defended myself and her arm got broken.

Her neyse, ee, Heather bana saldırdı ben de kendimi korudum ve kızın kolu kırıldı.

No, and we have another broken window.

Hayır. Bir de kırılan cam var.

Click to see more example sentences
broken bozuk

You gave me a broken gun?

Bozuk bir silah verdin bana?

Because someone put me in a broken plane.

Çünkü biri beni bozuk bir uçağa bindirdi.

I told you, it's broken.

Sana söyledim, bozuk bu.

Click to see more example sentences
broken parçalanmış

It's little and broken but still good.

Küçük ve parçalanmış fakat hala iyi.

Bent or broken, it's the family tree Each branch a part of a part of me

Bent veya kırık, o aile ağacı Her dal benim bir parçam bir parçası

Our victim sustained a broken neck crushed vertebrae, multiple leg fractures, a shattered pelvis

Kurbanımızda kırık bir boyun, ezilmiş bir omurga birkaç bacak kırığı, parçalanmış leğen kemiği

Click to see more example sentences
broken yarılmış

Every broken bone, gunshot, stab wound

Her kırık kemik, silah yarası, bıçak yarası

Now andre's in the hospital with two gunshot wounds and a broken back.

Şu anda Andre, iki silah yarası ve kırık bir omurgayla hastanede.

One of the attackers has a severely damaged right elbow and a broken nose.

Saldırganlardan birinin, ciddi şekilde yaralanmış bir dirseği ve kırık bir burnu var.

Click to see more example sentences
broken çökmüş

Body's broken and I'm losing blood fast but not fast enough.

vücut çökmüş ve hızlı kan kaybediyorum ama yeterince hızlı değil.

It's a broken school.

Burası çökmüş bir okul.

Look, Oscar, Jamie-Lee doesn't want a broken-down lit prof.

Bak, Oscar, Jamie-Lee çökmüş bir edebiyat profesörü istemez.

Click to see more example sentences
broken arızalı

This side is broken, too.

Bu taraf da arızalı.

Still broken, Mr. Brown.

Hala arızalı Bay Brown.

What am I, a broken-down car?

Neyim ben? Arızalı araba mı?

Click to see more example sentences
broken yıkılmış

And he looks really, really broken up.

Ve gerçekten de çok yıkılmış görünüyor.

The man is completely broken and you really feel it.

Adam tamamen yıkılmış.. .. .. ve bunu gerçekten hissediyorsun.

I'm heartbroken too, but she just seems Broken.

Benim de kalbim kırıldı ama o... .yıkılmış.

Click to see more example sentences
broken kesik

Cuts, bruises, and a broken wrist.

Kesikler, yaralar ve kırık bir bilek.

A few cuts, nothing broken.

Birkaç kesik, kırık yok.

Severed tendons, broken kneecaps amputated fingers

Kopuk tendonlar, kırık diz kapağı, kesik parmaklar

Click to see more example sentences
broken paramparça

But you, your life is broken.

Ama sen, senin hayatın paramparça.

And now he lies in a hospital broken, like my heart.

Şimdi bir hastanede yatıyor, tıpkı benim kalbim gibi paramparça.

He's already broken, Dr. Beauregard.

Adam zaten paramparça Dr. Beauregard.

Click to see more example sentences
broken yıkık

A refrigerator salesman, a broken marriage.

Buzdolabı satıcısı, yıkık bir evlilik.