English-Turkish translations for buy:

alış · almak · satın almak · ısmarlamak · satın alma · satın alınan şey · kazandırmak · kabul etmek · inanmak · other translations

buy alış

Buy yourself something nice with it, okay?

Kendine güzel bir şeyler al tamam mı?

Oh, buy me something expensive, Or I'm gonna kill myself.

Bana pahalı bir şey alın yoksa kendimi öldürürüm.

Did you buy that van last night?

Dün gece bu kamyoneti satın aldın?

Click to see more example sentences
buy almak

Listen. Tomorrow, I'm gonna need some money because I'd like to buy you something.

Dinle, yarın biraz paraya ihtiyacım olacak çünkü sana bir şeyler almak istiyorum.

I'll buy you a car.

Sana bir araba alırım

Look, he wants to buy the world's biggest diamond.

Bakın, dünyanın en büyük elmasını satın almak istiyor.

Click to see more example sentences
buy satın almak

Who knows, maybe one day I'll come back and buy it from you.

Kim bilir, belki bir gün geri dönerim ve onu senden satın alırım.

You want to buy some private time?

Bazı özel zaman satın almak istiyorum?

Look, he wants to buy the world's biggest diamond.

Bakın, dünyanın en büyük elmasını satın almak istiyor.

Click to see more example sentences
buy ısmarlamak

Come on, get up. I'll buy you a drink.

Hadi ama kalk, sana bir içki ısmarlarım.

Maybe, uh, buy him a beer.

Belki ona bir bira ısmarlarım.

Kid, will you buy me a coffee?

Çocuk, bana bir kahve ısmarlar mısın?

Click to see more example sentences
buy satın alma

Real enough to buy you a life somewhere else.

Başka bir hayat satın almaya yetecek kadar gerçek.

Don't buy anything from him.

Hiçbir şey satın alma ondan.

Well, you did buy it, Michael.

Satın almayı sen yaptın, Michael.

Click to see more example sentences
buy satın alınan şey

Yes, one can buy everything, of course.

Evet her şeyi satın alabilirsin tabii ki.

I didn't buy all this stuff.

Bütün bu şeyleri ben satın almadım.

You buy that other stuff from that guy?

Bu adamdan başka bir şey satın aldın mı?

Click to see more example sentences
buy kazandırmak

This will buy us some time until help comes.

Yardım gelene kadar bu bize biraz zaman kazandıracak.

That is gonna buy us at least another year.

Bu bize en az bir yıl daha kazandıracak.

What's another day going to buy us?

Bir gün daha bize ne kazandıracak?

Click to see more example sentences
buy kabul etmek

He admitted to buying ClA intel, but he was working for someone else

CIA hakkında istihbarat satın aldığını kabul etti ama başka biri için çalışıyormuş.

Buy some furniture, or admit that you're empty inside.

Bir kaç mobilya al ya da içinin boş olduğunu kabul et.

But Slade won't buy that.

Ama Slade kabul etmez.

Click to see more example sentences
buy inanmak

Oh, you're not buying into Taggart's crazy firebird fairy tales?

Oh, Taggart'ın Ateş kuşu masallarına inanmıyorsun, değil mi?