English-Turkish translations for carry:

taşıma · taşımak · devam ettirmek · tamamlamak · götürmek · geçirmek · kaldırmak · getirmek · çekmek · elde · kabul edilmek · ulaşmak · other translations

carry taşıma

All the symptoms fit. All that weird behavior. I'm telling you, man, she is carrying a weapon.

Tüm bulgular uyuyor bütün o garip davranışları sana söylüyorum, o içinde bir silah taşıyor.

The first thing the Colonel taught me. Always carry a bar of soap.

Albayın bana öğrettiği ilk şey her zaman bir kalıp sabun taşı.

She's carrying my child, my DNA.

O benim çocuğumu taşıyor, benim DNA'mı.

Click to see more example sentences
carry taşımak

These footprints were made either by a very heavy man or a man carrying a very heavy burden.

Bu ayak izleri aynı ağır adam tarafından ya da çok ağır bir yük taşıyan bir adam tarafından bırakıldı.

Boys like my son will always have to carry guns.

Oğlum gibi çocuklar her zaman silah taşımak zorunda kalacak.

It's a heavy burden to carry for any man.

Herhangi bir adam için taşıması ağır bir yük.

Click to see more example sentences
carry devam ettirmek

Oh, Lord, I pray You give me strength to carry on

Oh tanrım dua ediyorum Devam etmek için bana güç ver

But you're doing really well, carry on

Ama gayet iyi gidiyorsun, devam et

Anyway, you carry on,

Neyse, sen devam et.

Click to see more example sentences
carry tamamlamak

Okay, maybe it wasn't a coffin but I saw two guys carrying something into that house.

Tamam, belki de tabut değildi ama iki adamın o eve bir şey taşıdığını gördüm.

I'll carry you to coffee, okay?

Ben seni kahveye taşırım, tamam mı?

I don't carry cash, okay?

Ben nakit taşımam, tamam mı?

Click to see more example sentences
carry götürmek

He just wants to carry flowers to his girlfriend.

O sadece kız arkadaşına çiçek götürmek istiyor.

Coming for to carry me home

Beni eve götürmek için geliyor

To cook and clean, carry you to the clinic..

Yemek, temizlik ve seni kliniğe götürmek için.

Click to see more example sentences
carry geçirmek

Carrie, it's too late.

Carrie, artık çok geç.

Carrie Watson was last month.

Carrie Watson geçen ay.

Carrie, it's okay.

Carrie, tamam geçti.

Click to see more example sentences
carry kaldırmak

You stay here and carry on.

Sen burada kal ve devam et.

Boys like my son will always have to carry guns.

Oğlum gibi çocuklar her zaman silah taşımak zorunda kalacak.

Until then, just keep quiet, carry on as normal.

O zaman kadar sessiz kal. Normal şekilde devam et.

Click to see more example sentences
carry getirmek

What brings you here, Carrie?

Seni buraya getiren nedir, Carrie?

Or I could just carry it.

Ya da ben de getirebilirim.

We carried him and now he's dead.

Onu getirdik ve şimdi o ölü.

Click to see more example sentences
carry çekmek

Carry this, push that, pull this.

Bunu taşı, bunu it, şunu çek

Mr. Murata and I got carried away.

Bay Murata ve ben kafaları çektik.

carry elde

Get this to Biochem, hand-carry only.

Şunu Biochem'e götür, sadece elde taşınacak.

carry kabul edilmek

And in the end, Carrie Bradshaw married John James Preston in a label-less dress.

Sonunda, Carrie Bradshaw, John James Preston ile markasız bir elbise giyerek evlendi. Kabul ediyorum.

carry ulaşmak

Monitors have arrived, even carrying them..

Monitörler ulaştı, onları taşımak bile