English-Turkish translations for case:

dava · durum · vaka · olay · şey · · çanta · kap · kutu · kovan · neden · kasa · hal · ihtimal · hali · sorun · mesele · örnek · kanıt · bavul · delil · hasta · valiz · olgu · kılıf · duruşma · madde · ne de olsa · sokmak · sandık · macera · other translations

case dava

You know, I don't know about this case, but I do know one thing for sure.

Biliyorsun, bu dava hakkında fazla şey bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var.

I hope it works out for her, but this case is so complicated.

Umarım, onun için iyi olur, ama bu dava çok karışık.

The case isn't important enough?

Bu dava yeterince önemli değil mi?

Click to see more example sentences
case durum

Oh, this is very important; in case of emergency, I mean, emergency, go to this address

Bu çok önemli. Acil bir durum olduğunda, gerçekten acil durum demek istiyorum. Bu adrese git.

In that case, not so good.

O durumda o kadar iyi değil.

Yes, but in this case, the remaining flesh is mostly a fungus which is my area of expertise.

Evet, ama şu durumda geriye kalan etin çoğu mantar ve mantar da benim uzmanlık alanımdır.

Click to see more example sentences
case vaka

I'm working on a case and I thought he could help me.

Bir vaka üzerinde çalışıyorum ve düşündüm ki bana yardım edebilir.

You took a new case?

Yeni bir vaka aldın?

Here's the next case, your honor.

Sıradaki vaka burada, sayın yargıç.

Click to see more example sentences
case olay

And then there was the old case with the female student a couple of years ago.

Bir de bir kız öğrenciyle ilgili eski bir dava vardı. Birkaç yıl önce olan bir olay.

But in this case, change is a good thing.

Ama bu olayda değişim güzel bir şey.

Yes, but in this case

Evet, ama bu olayda

Click to see more example sentences
case şey

You know, I don't know about this case, but I do know one thing for sure.

Biliyorsun, bu dava hakkında fazla şey bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var.

Um, just, I'm really busy, and this case is, it's a big case.

Şey, ben, cidden meşgulüm ve bu dava cidden önemli bir dava.

Well, it's a hard case, boss.

Şey, bu zor bir dava patron.

Click to see more example sentences
case

This is my case, and you are done.

Bu benim davam ve senin işin bitti.

Now that's a real case.

İşte gerçek bir vaka.

Think I found a case.

Sanırım bir buldum.

Click to see more example sentences
case çanta

But anything could be in that case.

Ama o çantada her şey olabilir.

Where's the case now?

Çanta şu anda nerede?

Sam got the case, right?

Sam, çantayı aldı, değil mi?

Click to see more example sentences
case kap

It's closed as a simple suicide case, so I won't bother you anymore.

Basit bir intihar vakası olarak kapandı, yani sizi artık rahatsız etmeyeceğim.

You love him; He loves you; Case closed.

Siz onu, o da sizi seviyor. Dava kapandı.

The case is closed, right?

Dava kapandı, değil mi?

Click to see more example sentences
case kutu

The case Help me out.

Kutu bana yardım et.

One case is worth one million.

Tek kutu bir milyon değerinde.

Bring a case with you.

Bir de kutu getir.

Click to see more example sentences
case kovan

There's no prints, no casings, no witnesses, but the good news is, it's a secure building.

Hiç parmak izi yok, mermi kovanı yok, tanık yok. Ama iyi haber, orasının güvenliği var.

No shell casings, no bullet fragments, no witnesses.

Kovan yok, mermi parçası yok, şahit yok.

Got two shell casings here.

Burada iki mermi kovanı var.

Click to see more example sentences
case neden

Why is this case so important to you?

Bu dava neden sizin için bu denli önemli?

Because I believe in this case.

Çünkü ben bu davaya inanıyorum. Neden?

You wanna know why Jane took this case?

Jane bu davayı neden kabul etti, biliyor musun?

Click to see more example sentences
case kasa

Okay, I'll take a case.

Tamam, bir kasa alacağım.

We need another case of red.

Bir kasa daha kırmızı lazım.

Sam just bought a case.

Sam daha yeni bir kasa aldı.

Click to see more example sentences
case hal

This case will be over and you'll be gone, but I'll still be here.

Bu dava bitecek ve sen gideceksin. Ama ben hala burada olacağım.

Is this still my case?

Bu hala benim davam mı?

The case is still open.

Dava dosyası hala açık.

Click to see more example sentences
case ihtimal

I know that sounds bad, but for a politician it's pretty much the best-case scenario.

Kulağa kötü geldiğini biliyorum ama bir politikacı için bu var olan en iyi ihtimal.

Worst case scenario: they catch you and kill you.

En kötü ihtimalle, seni yakalar ve öldürürler.

I mean, worst case scenario, you know.

Demek istediğim, en kötü ihtimal, bilirsin.

Click to see more example sentences
case hali

Then this is the perfect case.

O halde bu mükemmel bir dava.

Well, in that case, I'm sorry.

O halde ben özür dilerim.

In that case, let's play some ball!

O halde, hadi biraz top oynayalım!

Click to see more example sentences
case sorun

Yeah. But that's not the case, is it?

Evet ama sorun bu değil, değil mi?

This is not even a case.

Bu bir sorun bile değil.

No, she's a case, not an issue.

Hayır, o bir olay, sorun değil.

Click to see more example sentences
case mesele

But the point is, in this case, this time, it really happened.

Ama şu durumda, mesele o ki, bu sefer gerçekten öyle olmuştu.

Yes, but that's not the case.

Evet, ama mesele bu değil.

But that ain't the case.

Ama asıl mesele bu değil.

Click to see more example sentences
case örnek

My own case is a perfect example.

Benim durumum çok iyi bir örnek

DNA matched only one unsub, but there's another sample in the Louisiana cases.

DNA tek şüpheliyle eşleşti, ama Louisiana vakalarında başka bir örnek daha var.

In this case, natural gas or methane.

Bu örnekte doğal gaz ya da metan yanıyor.

Click to see more example sentences
case kanıt

This is a clue from a real murder case?

BU gerçek bir cinayet davasından bir kanıt mı?

No, he's got something new on the case new evidence.

Davayla ilgili yeni bir şey var. Yeni bir kanıt.

But you have no proof, no case.

Ama ne kanıtın, ne de dava var.

Click to see more example sentences
case bavul

Is this your case? yes, it's mine

Bu bavul sizin mi? Evet, benim.

Another "case" for M. Poirot.

Mösyö Poirot için bir bavul daha.

I can carry Abigail and two cases.

Ben Abigail ve iki bavulu taşıyabilirim.

Click to see more example sentences
case delil

Money that's evidence in a case.

Bir davada delil olacak bir para.

Case files, evidence boxes, everything.

Dava dosyaları, delil kutuları, herşeyi.

No, no. We'll drop the case later for insufficient evidence.

Hayır hayır. daha sonra delil yetersizliğinden davayı düşüreceğiz.

Click to see more example sentences
case hasta

I have a very interesting case.

Elimde çok ilginç bir hasta var.

I sent you a case file a little while ago.

Sana bir süre önce bir hasta dosyası gönderdim.

Oh, yeah, and if you don't know anything about the cases, well

Oh, evet, ve hasta hakkında hiçbir şey bilmiyorsan eğer, Şey

Click to see more example sentences
case valiz

No, no, three cases.

Hayır, hayır, üç valiz.

Two cases, both grey.

İki valiz, ikisi de gri.

These two cases.

Şu iki valiz.

Click to see more example sentences
case olgu

I owe for nine bullets, one teacup, one shear pin, one case of snails, one carrot,

I için borçluyum dokuz mermi, bir çay fincanı, Bir emniyet pimi, salyangoz bir olguda, Bir havuç,

The criminals that we recruited... .are being arrested and they are preparing a case against me.

Biz işe suçlular. .. . Tutuklandı ve onlar Bana karşı bir olgu hazırlanıyor.

In this case, it's a statistically demonstrable fact.

Bu durumda, istatistik olarak kanıtlanabilir bir olgu.

case kılıf

Thermal storage casing.

Termal saklama kılıfı.

Three quarnyx batteries, seven cases of Cotati seeds.

Üç Quarnyx pil, yedi Cotati tohum kılıfı.

Regina's guitar case.

Regina'nın gitar kılıfı.

case duruşma

It's Shibayama's case but would you handle the trial?

Bu, Shibayama'nın davası ama duruşmayı sen idare eder misin?

The High Court would like a rehearing of this case.

Yüksek mahkeme Bu durumda duruşmanın bir tekrarını istiyor.

case madde

Cook was casing dentists' offices, looking for radioactive material.

Cook dişçi kliniklerini kolaçan edip radyoaktif madde arıyormuş.

Simple alkylating agent, case solved.

Basit alkilleyici maddeler, vaka çözüldü.

case ne de olsa

Okay, what ever this case is, I want in on it.

Tamam, bu dava her ne ise, ben de olmak istiyorum.

After all, this is your case.

Ne de olsa, bu senin davan.

case sokmak

You kicked a hornet's nest with Terrence's case.

Terrence'ın davası ile arı kovanına çomak sokmuş oldun.

case sandık

Pa, a case of beans!

Baba, bir sandık fasulye!

case macera

You and Emily solved cases together, and you went on amazing adventures.

Sen ve Emily birlikte davalar çözdünüz ve siz harika maceralar yaşadınız.