English-Turkish translations for clear:

açıkça, açık · temiz · belli · net · açık olarak · berrak · kesin · yapmak · ortada · tüm · anlatmak · temizlemek · temize çıkarmak · geçmek · boşaltmak · tamamen · açmak · boş · tam · kaldırmak · bariz · güneşli · anlaşılır · belirgin · bütünüyle, bütün · tehlikesiz · parlak · saf · zeki · açıklamak · düzgün · sakin · suçsuz · şeffaf · belirli · emin · masum · ışıklı · aşikâr · bulutsuz · gidermek · silmek · ince · other translations

clear açıkça, açık

I think maybe this is my fault because maybe I wasn't clear about exactly what I want.

Sanırım belki de bu benim hatam çünkü tam olarak ne istediğim konusunda açık değildim.

Can it be more clear?

Daha açık olabilir mi?

Yeah, but it'll clear today.

Evet, ama hava bugün açık.

Click to see more example sentences
clear temiz

But don't make a decision like this without a clear head.

Ama böyle bir kararı temiz bir kafan olmadan verme

Either way, we're free and clear.

Her iki şekilde özgür ve temiz oluruz.

More like clear yellow.

Daha çok temiz sarı gibi.

Click to see more example sentences
clear belli

Look, I don't know what the hell is going on here but clearly, I'm the target.

Bak, burada ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama belli ki ben bir hedefim.

Clearly, that was a bad idea.

Belli ki bu kötü bir fikirdi.

This man is clearly insane!

Belli ki deli bu adam!

Click to see more example sentences
clear net

I'm sorry, but I want to be very clear here.

Özür dilerim, ama burada çok net olmak istiyorum.

Only then all will be clear.

O zaman her şey net olur.

Then it's clear, isn't it?

Durum gayet net, değil mi?

Click to see more example sentences
clear açık olarak

I think maybe this is my fault because maybe I wasn't clear about exactly what I want.

Sanırım belki de bu benim hatam çünkü tam olarak ne istediğim konusunda açık değildim.

Look, Don, it's pretty clear why we're here.

Bak, Don. Neden burada olduğumuz oldukça açık.

Today's weather will be sunny and clear with the temperature rising.

Bugün hava güneşli ve açık olacak. Sıcaklıklar da yükseliyor.

Click to see more example sentences
clear berrak

And you have a clear and powerful voice.

Senin berrak ve güçlü bir dilin var.

A person honest, clean, intelligent and crystal clear.

Dürüst, temiz, akıllı ve kristal berraklığında bir kişi.

Isn't it amazing? So clear so beautiful.

Bu kadar berrak, bu kadar güzel olması.

Click to see more example sentences
clear kesin

Well, uh, I am an environmental lawyer and clearly a better person than you.

Ben bir çevre avukatıyım ve senden daha iyi bir insan olduğum kesin.

Clearly something very strange has happened here.

Burada çok garip bir şeyler olduğu kesin.

This man is clearly my father.

Bu adam kesin olarak benim babam.

Click to see more example sentences
clear yapmak

You don't remember what you're doing, and you're clearly doing something.

Ne yaptığını hatırlamıyorsun ama belli ki bir şey yapıyorsun.

Okay, well, clearly what I did last night didn't work.

Tamam, şey, belli ki dün gece yaptığım şey işe yaramadı.

You clearly have better things to do.

Belli ki yapacak daha iyi şeylerin var.

Click to see more example sentences
clear ortada

You have a situation, World War Il, and he speaks very clearly.

Ortada bir durum var, II. Dünya Savaşı, ve o çok net konuşuyor.

It's clear as day.

Bu gün gibi ortada.

But now I see it clear as day.

Ama artık her şey gün gibi ortada.

Click to see more example sentences
clear tüm

All right, clearly, you want to say something to me.

Doğru, net bir şekilde bana bir şey söylemek istiyorum Tüm.

Mr. Wilson, Mr. Wilson, have the police cleared you of all charges?

Bay Wilson, Bay Wilson. Polis tüm suçlamaları geri mi çekti?

All personnel, clear the area.

Tüm personel alanı boşaltsın.

Click to see more example sentences
clear anlatmak

Speak loud and clearly and you tell me what happened the night that Claire was murdered.

Yüksek sesle ve açık konuş ve bana Claire'in öldürüldüğü gece ne olduğunu anlat.

There is no clear understanding and it is quite possible

Net bir anlayış yok ve bunun olması oldukça mümkün.

Is everybody clear?

Herkes anladı mı?

Click to see more example sentences
clear temizlemek

It's not only for us, for our freedom and to clear our name.

Sadece bizim için, özgürlüğümüz için ve adımızı temizlemek için değil.

I went there that night to clear a debt.

O gece bir borcu temizlemek için oraya gittim.

Just to make it clear

Sadece onu temizlemek için

Click to see more example sentences
clear temize çıkarmak

Well, at least this clears Mathis. No.

Bu en azından Mathis'i temize çıkarır.

A board of inquiry cleared me.

Bir kurul beni temize çıkardı.

Well, that clears Wayne Bullock.

Bu, Wayne Bullock'u temize çıkarıyor.

Click to see more example sentences
clear geçmek

But it's been, like, seven years and clearly nothing bad has happened.

Ama üzerinden yedi yıl geçti ve görüldüğü gibi kötü bir şey olmadı.

Well, it's only been a week since the battle, but a pretty clear pattern is emerging.

Savaştan beri sadece bir hafta geçti, ama düzen çok açık bir şekilde şekilleniyor.

We totally cleared this level, cap.

Biz tamamen bu seviyeyi geçtik, Kaptan.

Click to see more example sentences
clear boşaltmak

Take a deep breath. And clear your mind.

Derin bir nefes al ve zihnini boşalt.

Well, clear the floor, then, please.

Katı boşalt o zaman, lütfen.

Then clear it.

O zaman boşalt.

Click to see more example sentences
clear tamamen

I'm just trying to clearly understand what happened, Detective.

Sadece ne olduğunu tamamen anlamaya çalışıyorum dedektif.

It's all clear, Mr. President.

Tamamen temiz Sayın Başkan.

This is clearly nonsense, officer.

Bu tamamen saçmalık, memur bey.

Click to see more example sentences
clear açmak

Today's weather is dreamy and will clear up after a sunny, sunny, sunny, sunny, sunny day.

Bugün hava rüyalı ve güneşli, güneşli, güneşli, güneşli, güneşli bir günden sonra açılacak.

Not now, clear the way.

Şimdi değil, yolu açın.

But then be sensible and clear the path!

Ama sonra makul olun ve yolu açın!

Click to see more example sentences
clear boş

Hey, this area has to stay clear for personnel.

Hey, bu alan personel için boş kalmalı.

Actually, you're free and clear.

Aslında, boş ve serbestsin.

I've got crystal-clear enamel, bleach, acetone, rubbing alcohol, and empty bags of ice.

Kristal berraklığında emaye var. Çamaşır suyu, aseton alkol, buz ve boş çanta

Click to see more example sentences
clear tam

I think maybe this is my fault because maybe I wasn't clear about exactly what I want.

Sanırım belki de bu benim hatam çünkü tam olarak ne istediğim konusunda açık değildim.

Look, I don't know what the hell is going on here but clearly, I'm the target.

Bak, burada ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama belli ki ben bir hedefim.

But what it is ain't exactly clear

Ne olduğu tam belli değil ama

Click to see more example sentences
clear kaldırmak

But Stay here and keep a clear head

Fakat Burada kal ve zihnini açık tut.

No, just stay here, OK, Clear?

Hayır, burada kal. Tamam Clear?

But now the clear, cold days have gone.

Ama şimdi açık ve soğuk günler geride kaldı.

Click to see more example sentences
clear bariz

This is clearly painful for you.

Bu senin için bariz acı verici.

Your new boyfriend is clearly insane.

Yeni erkek arkadaşın bariz deli.

Twig and Plums is a Princeton secret society, And Jack is clearly a member.

Sürgün ve Erikler Princeton'daki gizli bir topluluk ve Jack'in bir üyesi olduğu çok bariz.

Click to see more example sentences
clear güneşli

Today's weather will be sunny and clear with the temperature rising.

Bugün hava güneşli ve açık olacak. Sıcaklıklar da yükseliyor.

Today's weather is dreamy and will clear up after a sunny, sunny, sunny, sunny, sunny day.

Bugün hava rüyalı ve güneşli, güneşli, güneşli, güneşli, güneşli bir günden sonra açılacak.

It'll be sunny and clear again tomorrow.

Hava yarın da açık ve güneşli olacak.

Click to see more example sentences
clear anlaşılır

There was a very clear plan.

Çok anlaşılır bir plan vardı.

Is that clear enough for you, Michael?

Bu yeterince anlaşılır oldu mu, Michael?

Yeah, or at least speak clearly.

Evet ya da en azından anlaşılır konuş.

Click to see more example sentences
clear belirgin

I think this one's pretty clear.

Bence bu seferki çok belirgindi!

It's a radar image, so the picture's not very clear.

Bu bir radar görüntüsü. O yüzden resim çok belirgin değil.

Emergency exits are clearly marked.

Acil durum çıkışları gayet belirgin.

Click to see more example sentences
clear bütünüyle, bütün

It's got all the facts, asks questions, clear point of view, but nothing sensationalised.

Bütün gerçekler var, sorular soruyor açık bir bakış açısı var ve sansasyonel bir şey yok.

All units clear the area.

Bütün birimler alanı boşaltın.

All residents of Santa Mira, please clear the streets.

Bütün Santa Mira sakinleri, lütfen sokakları boşaltın.

Click to see more example sentences
clear tehlikesiz

He is a clear and present danger!

O açık ve net bir tehlike!

It's clearly a dangerous sport.

Tehlikeli bir spor olduğu çok açık.

She is clearly dangerous, troubled and a bad influence.

Son derece tehlikeli, sorunlu ve kötü bir nüfuzu var.

Click to see more example sentences
clear parlak

Always cool, clear and bright

Her zaman serin, berrak ve parlak.

I remember how shiny and clear everything was.

Hatırlıyorum herşeyin ne kadar parlak ve açık olduğunu.

He's clearly bright and capable.

Kesinlikle parlak ve yetenekli.

Click to see more example sentences
clear saf

How is the music so pure and clear?

Nasıl müzik bu kadar saf ve temiz olur?

White, pure and clear.

Beyaz, saf ve temiz.

It looks so pure, so clear.

Çok saf, çok temiz görünüyor.

Click to see more example sentences
clear zeki

Clearly you're a smart woman.

Zeki bir kadın olduğun belli.

Clearly you're a smart guy.

Zeki bir adam olduğun belli.

Yes, but clearly quite a clever, charming pig.

Evet ama, açıkçası hayli zeki, cazibeli bir domuz.

Click to see more example sentences
clear açıklamak

That's very clear, Doctor.

Bu çok açıklayıcı oldu, Doktor.

Oh, yeah, perfectly clear to me.

Evet, çok açıklayıcı benim için.

There clearly must be an explanation also.

Bunun da çok net bir açıklaması olmalı.

Click to see more example sentences
clear düzgün

Still not a clear answer.

Hala düzgün bir cevap değil.

Everything clear and ready to land.

Her şey düzgün ve inişe hazır.

These voters clearly did not insert their ballots properly.

Belli ki bu seçmenler pusulalarını düzgün sokamamışlar.

Click to see more example sentences
clear sakin

Clear and calm.

Açık ve sakin.

This situation calls for a calm mind and clear thoughts.

Bu durum, sakin bir beyin ve açık bir zihin gerektiriyor.

It's so clear and calm.

Deniz çok temiz ve sakin.

Click to see more example sentences
clear suçsuz

Well, clearly, he's feeling guilty.

Belli ki, kendini suçlu hissediyor.

She's clearly an accomplice to this crime.

Belli ki kendisi bu olayda suç ortağı.

Clearly, she's trying to frame me.

Belli ki suçu bana atmaya çalışıyor.

Click to see more example sentences
clear şeffaf

It's a clear plastic bottle.

Bu şeffaf, plastik bir şişe.

It's a clear bottle, purple label.

Şeffaf bir şişe, mor etiketli.

This is the super-clear binoculars.

Bu çok şeffaf bir dürbündür.

clear belirli

But it has a specific target was clearly focused.

Ama açıkça duruldu belirli bir hedef vardır.

Without clear physiological signs it's a little more difficult.

Belirli fizyolojik işaretler olmadan. Biraz daha zor.

clear emin

Are you sure it's clear?

Temiz olduğuna emin misin?

He needs a chest X-ray to make sure his lungs are clear, but he's stable for now.

O bir göğüs röntgeni gerekiyor ciğerleri açık olduğundan emin olun, ama o an için stabil.

clear masum

I know, "Chicago Times Clears Innocent Man.

Biliyorum, "Chicago Times Masum Adamı Aklıyor.

Semi-innocent. But, yes, she's free and clear.

Yarı-masum diyelim ama gene de serbest ve temiz.

clear ışıklı

He had clear blue eyes, that flashed like lightning.

Açık mavi gözleri vardı, ışık gibi parlıyordu.

But yourjob is as clear as a bright day.

Ama senin görevin gün ışığı kadar parlak.

clear aşikâr

August Wayne booth clearly a false name.

August Wayne Booth Sahte isim olduğu aşikâr.

clear bulutsuz

This morning, the skin's as clear as a smogless sky.

Bu sabah, cildim bulutsuz bir gökyüzü kadar temizdi.

clear gidermek

I understand, but just so we're clear once we go, this is my command.

Anlıyorum, ama sadece bu yüzden ilk biz gideriz, bu benim emrim.

clear silmek

Clear my Internet browser history.

İnternet tarayıcı geçmişimi sil.

clear ince

Clearly, some fine-tuning is required.

Açıkçası biraz ince ayar gerekli.