English-Turkish translations for compromise:

uzlaşma · tehlikeye atmak · ödün · ödün vermek · uzlaşmak · taviz · fedakarlık · uzlaşmacı · taviz vermek · uzlaşı · other translations

compromise uzlaşma

That actually doesn't sound like a bad compromise.

Bu aslında kötü bir uzlaşma gibi gelmiyor.

There's always a compromise.

Her zaman bir uzlaşma vardır.

At which point, you and I will strike a compromise.

Bu noktada sen ve ben, bir uzlaşmaya varmalıyız.

Click to see more example sentences
compromise tehlikeye atmak

Tom compromised operational integrity.

Tom, işlevsel bütünlüğü tehlikeye attı.

Somebody wanted them compromised.

Birileri onları tehlikeye atmak istedi.

You know what's compromising Annie's safety?

Annie'nin güvenliğini tehlikeye atan ne, biliyor musun?

Click to see more example sentences
compromise ödün

I'm an artist and I don't want to compromise What do you care?

Ben bir sanatçıyım ve ödün vermek istemiyorum. Ne umurunda ki?

Jack Bauer would never compromise national security.

Jack Bauer ulusal güvenlikten asla ödün vermez.

I'm willing to compromise, Captain.

Ben ödün vermeye hazırım, Kaptan.

Click to see more example sentences
compromise ödün vermek

I'm an artist and I don't want to compromise What do you care?

Ben bir sanatçıyım ve ödün vermek istemiyorum. Ne umurunda ki?

Jack Bauer would never compromise national security.

Jack Bauer ulusal güvenlikten asla ödün vermez.

A true chef never, never compromises his culinary vision.

Gerçek bir şef asla ama asla aşçılık yeteneğinden ödün vermez.

Click to see more example sentences
compromise uzlaşmak

And now you want to compromise him?

Ve şimdi de onu uzlaşmak istiyorsun?

Diane, mr. Agos, This is called compromise.

Diane, Bay Agos, buna uzlaşmak deniyor.

It's no compromise.

Bu uzlaşmak değil.

Click to see more example sentences
compromise taviz

Van Gogh won't compromise.

Van Gogh taviz vermez.

They are both refusing to compromise.

İkisi de taviz vermeyi reddediyor.

No meetings. No compromises.

Toplantı yok, taviz yok.

compromise fedakarlık

It's a compromise, I know

Bu bir fedakarlık, biliyorum

South Africans want peace, we're all making compromises.

Güney Afrikalılar barış istiyor ve hepimiz fedakarlık yapıyoruz.

I know it's difficult, but family is about compromises!

Biliyorum zor bir durum, ama aile fedakarlık demektir!

compromise uzlaşmacı

But Derek wasn't a compromiser.

Ama Derek pek uzlaşmacı değildi.

Compromisers like the Haganah produce only abortions.

Haganah gibi uzlaşmacıların yaptıkları ise kürtaj.

compromise taviz vermek

Van Gogh won't compromise.

Van Gogh taviz vermez.

compromise uzlaşı

Great compromise, office wife.

Harika bir uzlaşı, ofis karım.