confusing

I think you're doing the right thing, but Brian is It's just so complicated and confusing.

Bence en doğru şeyi yapıyorsunuz ama Brian durum çok karışık ve kafa karıştırıcı.

I'm not the one who's confused; you don't even know who you are!

Kafası karışık olan ben değilim; sen kim olduğunu bile bilmiyorsun.

I know it's confusing but you have a new life now, and me and Leo are a big part of it.

Biliyorum kafa karıştırıcı ama artık yeni bir hayatın var. Leo ile ben de hayatının büyük bir parçasıyız.

She's just a really really really hot confused Chinese girl.

O sadece, çok seksi ve kafası karışık Çinli bir kız.

And this poor kid is just looking at us just more and more confused,

Ve zavallı çocuk sadece bize baktı kafası çok daha fazla karışmıştı,

I'm sorry, but this old man is a bit confused.

Üzgünüm ama bu yaşlı adamın kafası biraz karıştı

Look, I'm very confused right now, okay?

Bak, şu an kafam çok karışık tamam mı?

He seemed confused at first, as if he's never seen another human before.

Önce kafası karışmış gibiydi, Sanki daha önce hiç başka insan görmemiş gibi.

He's a nice boy, but he's very confused.

O çok tatlı bir çocuk, ama kafası çok karışık.

This one kid was confused because he's never been on a train before.

Bir çocuğun kafası karıştı. Çünkü daha önce hiç trene binmemişti.