constituents

And this constituent, does he have any other matters that concern him?

Peki, bu seçmen onu ilgilendiren başka konular da var mı?

'The Prime Minister, Alec Beasley, today visiting his constituency,

Başbakan, Alec Beasley bugün seçim bölgesini ziyaret ederken.

Full immunity for you and your constituency.

Sen ve yanındakiler için tam bir dokunulmazlık.

But Pike's re-election hinges on Elaine's core constituency.

Ama Pike'ın seçilmesi Elaine'in seçim bölgesinden geçiyor.

No, I am a constituent.

Hayır, ben de bir seçmenim.

Your constituency It's not even a constituency.

Seçim bölgen bir seçim bölgesi bile değil.

I'm not even a loyal constituent.

Hatta sana sadık bir seçmen bile değilim.

Ow! Simon Foster's constituency office wall.

Simon Foster'ın seçim ofisinin duvarı.

Alderman, this is one of your constituents,

Meclis Üyesi, bu da sizin seçmenlerinizden biri,

Stokes got a constituency!

Stokes'in bir seçmen bürosu var.