English-Turkish translations for crooked:

dolandırıcı · yamuk · eğri · çarpık · düzenbaz · sahtekâr · namussuz · eğri büğrü · yalancı · other translations

crooked dolandırıcı

This man is a crook, give him nothing.

Bu adam bir dolandırıcı, ona hiçbir şey verme.

He's a con artist, a crook.

O bir sahtekar, bir dolandırıcı.

All right, you little crook.

Pekala, seni küçük dolandırıcı.

Click to see more example sentences
crooked yamuk

It's still crooked, but, yeah, that's good.

Hala yamuk duruyor, ama, evet, bu güzel.

Maybe, but it's still crooked.

Olabilir, ama yine de yamuk.

Even the paintings are still crooked.

Tablolar bile hala yamuk duruyor.

Click to see more example sentences
crooked eğri

One million dollars, and the walls are still crooked.

Bir milyon dolar, ve duvarlar hala eğri büğrü.

Crooked Finger, Bertie and I were best friends.

Eğri Parmak, Bertie ve ben yakın arkadaştık.

Crooked Finger helped a bit.

Eğri Parmak biraz yardım etti.

Click to see more example sentences
crooked çarpık

Even after all this, he's still convinced I'm crooked?

Hatta tüm bunlardan sonra, o hala Ben ikna çarpık ediyorum?

You came into this world crooked.

Sen bu çarpık dünyaya geldin.

We did so to fight against injustice, against crooked barons and masters.

Biz haksızlığa karşı savaşmak için bunu yaptı, çarpık baronlar ve efendilerine karşı.

Click to see more example sentences
crooked düzenbaz

Stolen by the crooked politicians, stolen by cheap, immigrant labor

Düzenbaz politikacılar tarafından çalındı, ucuz, göçmen işçilar tarafından çalındı

He's a crook, George.

O bir düzenbaz George.

In fact, he's a crook.

Aslında o bir düzenbaz.

Click to see more example sentences
crooked sahtekâr

Because he is a crook.

Çünkü o bir sahtekâr.

The big crook does nothing.

Büyük sahtekâr hiçbir şey yapmaz.

Besides, you were a crooked cop.

Ayrıca, sen sahtekâr bir polistin.

Click to see more example sentences
crooked namussuz

A crooked judge is much better.

Namussuz bir yargıç, çok daha iyidir.

What about Brentwood, where the crooked drug lawyers live?

Ya Brentwood, namussuz uyuşturucu avukatları nerede yaşıyor?

A crooked player.

Namussuz bir oyuncu.

Click to see more example sentences
crooked eğri büğrü

One million dollars, and the walls are still crooked.

Bir milyon dolar, ve duvarlar hala eğri büğrü.

It's a little bit crooked but

Biraz eğri büğrü çizmişsin ama

Somebody with crooked, yellow teeth.

Eğri büğrü, sarı dişli biri.

Click to see more example sentences
crooked yalancı

Your friend's a crook, a liar and a thief.

Senin arkadaşın da sahtekar, yalancı ve hırsız.

It's that lying crook, Scheck!

İşte o yalancı, Scheck! Haydi!