English-Turkish translations for deal:

anlaşma · çok · · uğraşmak, uğraş · ilgilenmek · iş yapmak · vermek · antlaşma · pazarlık · dağıtmak · halletmek · alışveriş · işini görmek · tüccar · miktar · vurmak · other translations

deal anlaşma

Well, maybe it's not a big deal to you, but she's my only sister, and we never go visit her.

Peki, belki de sizin için büyük bir anlaşma değil, ama o benim tek kardeşim, biz asla onu ziyaret gitmek.

All right, let's make a deal.

Tamam, hadi bir anlaşma yapalım.

But that wasn't the deal.

Ama anlaşma bu değildi.

Click to see more example sentences
deal çok

And you have made me very happy today, which is a really big deal, because I have to tell you something.

Bugün beni çok ama çok mutlu ettin ki bu çok büyük bir olay çünkü, söylemem gereken bir şey var:

It's a really big deal.

Bu çok büyük bir olay.

I'm feeling happy which is a big deal for me.

Kendimi mutlu hissediyorum Bu benim için çok önemli.

Click to see more example sentences
deal

Look, we made a deal this is business.

Bak, bir anlaşma yaptık bu bir .

Truly, this is a big business deal for me

Gerçekten, bu benim için büyük bir anlaşması.

Okay, here's the deal.

Tamam, işte anlaşmamız şu.

Click to see more example sentences
deal uğraşmak, uğraş

There's still time to deal with it.

Onunla uğraşmak için hala zaman var.

This is really new territory for us but we're dealing with primal forces of nature.

Bu bizim için gerçekten yeni bir şey ama doğanın temel güçleriyle uğraşıyoruz.

We're dealing with a cult here.

Biz burada bir kült ile uğraşıyoruz.

Click to see more example sentences
deal ilgilenmek

This is about getting a young girl a good deal, a good offer.

Bu genç bir kızın iyi bir teklif ve iyi bir anlaşma alması ile ilgili.

She wasn't as serious about her craft as I thought, and I just got sick of dealing with her.

O ben düşünce olarak onu zanaat hakkında kadar ciddi değildi ve ben sadece onunla ilgili hasta var.

We're facing a crisis today, Sarah. And our first priority is to deal with it successfully.

Bugün bir krizle karşı karşıyayız, Sarah ve önceliğimiz, bununla başarılı bir şekilde ilgilenmek.

Click to see more example sentences
deal iş yapmak

Look, we made a deal this is business.

Bak, bir anlaşma yaptık bu bir .

Want to make one last deal?

Son bir yapmak ister misin?

You're dealing with a professional here.

Burada bir profesyonel ile yapıyorsun.

Click to see more example sentences
deal vermek

He gave me clean blood, so I made a deal to, uh, save him.

Bana temiz kan verdi. Ben de onu kurtarmak için bir anlaşma yaptım.

Give him to me and I'll cut you a deal.

Onu bana ver ve sana bir anlaşma vereyim.

But another confession would mean another deal, Nick, so you would have to give me something in return.

Ama başka bir itiraf başka bir anlaşma demek, Nick. Karşılığında yine bir şey vermen gerekecek.

Click to see more example sentences
deal antlaşma

Hey, this is not a big deal.

Hey, bu büyük bir antlaşma değil.

This is a good deal, lieutenant.

Bu iyi bir antlaşma, teğmen.

Yeah, it's a pretty simple deal.

Evet, oldukça basit bir antlaşma.

Click to see more example sentences
deal pazarlık

This is your deal. Not mine.

Bu senin pazarlığın, benim değil.

But Anna.. it's the same deal as always, Vishnu, heroin in exchange for cocaine.

Ama Anna.. Bu her zaman ki gibi sadece bir pazarlık Vishnu, Eroin kokain karşılığında.

Hey, babe, I negotiate million-dollar deals for breakfast.

Bebeğim, kahvaltıda milyon dolarlık anlaşmalar için pazarlık ediyorum.

Click to see more example sentences
deal dağıtmak

Shut up and deal.

Kapa çeneni ve dağıt.

Deal one for yourself.

Bir de kendin için dağıt.

George, deal him in.

George, ona da dağıt.

Click to see more example sentences
deal halletmek

Spider-man, you handle the lizard And I will deal with doctor octopus.

Örümcek Adam, sen Kertenkele'yi hallet ve ben de Doktor Ahtapot ile ilgileneceğim.

Gatsby disappeared to deal with a dispute of some sort.

Gatsby, bir tür sorunu halletmek için ortadan kayboldu.

Gatsby disappeared to deal with the dispute of some sort.

Gatsby bir tür tartışmayı halletmek için ortadan kayboldu.

Click to see more example sentences
deal alışveriş

We'll make a good deal.

İyi bir alışveriş yapacağız.

Compliments and a good deal.

İltifatlar ve iyi bir alışveriş.

It's a deal. An Italian stove-top.

Bu bir alışveriş, bir İtalyan ocak üstü.

deal işini görmek

He's paying the rate, and he's apparently a big deal.

Adam ücretini ödüyor, ve görünüşe göre bu önemli bir .

Well, apparently, Tanner and Tono had some business dealings.

Görünüşe göre, Tanner ve Tono bazı anlaşmaları yapmışlar.

deal tüccar

He's an ivory dealer, dealing in black market animals.

O fildişi tüccarı, kara borsa hayvan satıcısı.

So this guy's the real brains behind the arms-dealing gang.

Yani bu adam silah tüccarı çetesinin gerçek beyni.

deal miktar

A great deal of money.

Büyük bir miktar para.

With a great deal of money in their pockets.

Ceplerinde çok büyük bir miktar para ile.

deal vurmak

The pitcher, Steroid Santa Claus, kicks and deals.

Atıcı, Siteroit Noel Baba atıyor ve vuruş.

Juan Pablo Aliso, shot in another deal.

Juan Pablo Aliso, başka bir işte vuruldu.