English-Turkish translations for deliberate:

kasten · kasıtlı · kasti · müzakere · planlı · ihtiyatlı · planlanmış · tartışma · düşünmek, düşünen, düşünerek · other translations

deliberate kasten

I would never, never, never in a million years deliberately hurt a child.

Milyon yıl bile geçse asla ama asla bir çocuğu kasten incitmem.

I was born normal, but this woman deliberately ruined me.

Ben normal biri olarak doğdum, ama bu kadın beni kasten mahvetti.

Or perhaps the Doctor altered the music deliberately.

Veya belki de Doktor müziği kasten değiştirdi.

Click to see more example sentences
deliberate kasıtlı

She is either holding something back or she is deliberately lying.

Ya bir şeyler saklıyor ya da kasıtlı olarak yalan söylüyor.

Yet he launched a deliberate attack against an Imperial vessel.

Yine de imparatorluk gemisine karşı kasıtlı bir saldırı başlattı.

You have deliberately sabotaged the interview, Jack.

Röportajı kasıtlı bir biçimde sabote ettin, Jack.

Click to see more example sentences
deliberate kasti

The question is, why are terrorist organizations deliberately targeting women?

Asıl soru şu, terör örgütleri neden kasti olarak kadınları hedef alıyor?

There must be a mistake, or deliberate sabotage.

Bir hata olmalı, veya kasti bir sabotaj.

No, this was deliberate.

Hayır, bu kasti bir hareketti.

Click to see more example sentences
deliberate müzakere

That can only happen through thoughtful deliberation, not emotionalism.

Bu sadece müzakere yoluyla olabilir, duygusallıkla değil.

But, Mr. Gardner, the jury is deliberating.

Ama Bay Gardner, jüri müzakereye başladı.

I mean, the jury's started deliberating.

Yani, jüri müzakereye başladı. Her şey kapandı.

Click to see more example sentences
deliberate planlı

This was a deliberate murder.

Bu planlı bir cinayetti.

The butchery is irrational, yet meticulous and deliberate.

Akıl almaz bir kasaplık, ama yine de titiz ve planlı.

I know it's deliberate, but I'm pissed.

Biliyorum bu planlı, ama çok sarhoşum.

Click to see more example sentences
deliberate ihtiyatlı

But you're not a deliberate man, Ed.

Ama ihtiyatlı biri de değilsin Ed.

Montgomery's a very deliberate fellow.

Montgomery çok ihtiyatlı bir general.

deliberate planlanmış

Or deliberate time and place.

Ya da planlanmış zaman ve yerde.

deliberate tartışma

Doubts and deliberations are ended.

Şüphe ve tartışmalar sona erdi.

deliberate düşünmek, düşünen, düşünerek

Judge Politi's still deliberating.

Yargıç Politi hâlâ üzerinde düşünüyor.