English-Turkish translations for dense:

yoğun · kalın · sık · ağır · kalın kafalı · kalabalık · other translations

dense yoğun

It's a white dwarf white, hot, small but unbelievably dense

Bu bir Beyaz Cüce. Beyaz, sıcak, küçük ama inanılmaz derecede yoğun.

The heart of a black hole is incredibly dense matter.

Bir kara deliğin kalbi inanılmaz yoğun bir maddedir.

I've never seen such dense a vapor before.

Daha önce hiç böyle yoğun bir buhar görmemiştim.

Click to see more example sentences
dense kalın

I'm not dense, I just have no imagination.

Ben kalın kafalı değilim, yalnızca hayal gücüm yok.

Oh, God, Frank, please don't look so dense.

Tanrım, Frank, lütfen bu kadar kalın kafalı olma.

Come on, he's too dense

Hadi gelin, çok kalın kafalı

Click to see more example sentences
dense sık

Look at these dense trees and brush.

Şu sık ağaçlara ve çalılıklara bak.

A sparse cloud crushed into a dense swirl of dust.

Seyrek bir bulut yoğun bir toz girdabına sıkıştı.

Dense and compacted, the iron-rich crust is under incredible magnetic pressure.

Demir bakımından zengin yoğun ve sıkıştırılmış kabuk inanılmaz bir manyetik basınç altındadır.

Click to see more example sentences
dense ağır

Medieval torturing techniques have a long, dense history.

Ortaçağa ait işkence tekniklerinin uzun ve ağır bir geçmişi var.

A dense, heavy, blue glowing ocean

Ağır, yoğun, mavi, parlayan bir okyanus

So I find it very dense and multilayered.

Bunu oldukça ağır ve çok katmanlı buldum.

dense kalın kafalı

I'm not dense, I just have no imagination.

Ben kalın kafalı değilim, yalnızca hayal gücüm yok.

Oh, God, Frank, please don't look so dense.

Tanrım, Frank, lütfen bu kadar kalın kafalı olma.

Come on, he's too dense

Hadi gelin, çok kalın kafalı

dense kalabalık

It's corrupt, dirty and dense.

Bozulmuş, kirli ve kalabalık.