English-Turkish translations for despair:

umutsuzluk · umutsuz · çaresizlik · ümitsizlik · kederle., keder, kederle · umutsuz olmak · umutsuzluğa düşmek · other translations

despair umutsuzluk

That pain, that fear, that despair has made you someone else, someone you barely recognize.

O acı, o korku, o umutsuzluk seni başka biri yapıyor. Zar zor tanıdığın biri.

A city filled with poverty, misery and despair.

Fakirlik, sefalet ve umutsuzluk içinde bir şehir.

Public humiliation, divorce, loneliness, despair, suicide.

Toplumsal aşağılanma, boşanma yalnızlık, umutsuzluk, intihar.

Click to see more example sentences
despair umutsuz

It hides stars and the moon, clouds and sky hope and pity, despair and

Saklıyor yıldızları ve ayı, bulutları ve gökyüzünü umut ve merhameti, umutsuzluğu ve

Don Peppino, don't despair: there's always hope.

Bay Peppino, umutsuzluğa kapıImayın: Her zaman umut vardır.

Light versus dark, hope versus despair.

Aydınlığa karşı karanlık umutsuzluğa karşı umut

Click to see more example sentences
despair çaresizlik

This universe is a pyramid of despair, nothing else.

Bu evren bir çaresizlik piramidinden başka bir şey değil.

It's the orphan child of fear and despair.

Bu yetim çocuk korku ve çaresizlik içinde.

Well, not despair exactly, but pretty close.

Tam olarak çaresizlik değil, ama ona yakın.

Click to see more example sentences
despair ümitsizlik

Death, redemption, despair, triumph, disaster.

Ölüm, kurtuluş, ümitsizlik, zafer, felaket.

You've brought me great joy, and despair.

Bana büyük bir neşe ve ümitsizlik verdin.

Next chapter: despair

Sonraki bölüm: Ümitsizlik.

Click to see more example sentences
despair kederle., keder, kederle

The sadness and despair you cops live with is too much for a normal person.

Siz polislerin üzüntü ve kederi ile yaşamak normal bir insan için çok fazla.

A world of pain and despair.

Acı ve keder dolu bir dünya.

But love must bring despair one day as beauty, sorrow.

Ama aşk bir gün umutsuzluk getirmeli Güzellik kadar, keder.

Click to see more example sentences
despair umutsuz olmak

After this, you won't think of me as Cathy's foolish and despairing lover.

Bundan sonra beni Cathy'nin aptal ve umutsuz aşığı olarak düşünmeyeceksin.

Don't despair, miss Blair.

Umutsuz olmayın Bayan Blair.

despair umutsuzluğa düşmek

When I fell into despair,

Ben umutsuzluk içine düştüm.