English-Turkish translations for distress:

tehlike · üzmek · imdat · sıkıntı, sıkıntılı · üzüntü · acı · stres · dert · endişe · sıkmak · ıstırap · ızdırap · other translations

distress tehlike

That's a distress signal.

Bu bir tehlike sinyali.

Maybe it's a distress signal.

Belki de bir tehlike sinyalidir.

What kind of distress?

Ne tür tehlike sinyalleri?

Click to see more example sentences
distress üzmek

Daniel, I'm afraid I have some rather distressing news for you.

Daniel, korkarım ki senin için birkaç üzücü haberim var.

Then they both got some distressing news.

Sonra her ikisi de bazı üzücü haberler aldı.

A most distressing time for you, madame.

Sizin için çok üzücü bir an, Madam.

Click to see more example sentences
distress imdat

Yes, sir, but it's likely it's just another distress signal.

Evet, efendim, ama başka bir imdat çağrısı olma ihtimali yüksek.

This is a distress call

Bu bir imdat çağrısı,

The distress call came four days ago.

İmdat çağrısı dört gün önce geldi.

Click to see more example sentences
distress sıkıntı, sıkıntılı

Received a distress signal, but no sign of

Bir sıkıntı sinyali alındı fakat hiçbir iz yok

I've never seen you this distressed

Seni hiç bu kadar sıkıntılı görmemiştim.

Heroin caused the respiratory distress.

Eroin solunum sıkıntısına neden oldu

Click to see more example sentences
distress üzüntü

Cute. from a considerable distance by the distressed or wounded.

Sevimli. Çok uzak bir mesafeden üzüntülü veya yaralılar tarafından..

Daughter in distress.

Kızım üzüntü içinde.

It'll be a fraught and distressing journey.

Gergin ve üzüntülü bir yolculuk olacak.

Click to see more example sentences
distress acı

Yes, Lady Sybil is in distress.

Evet, Leydi Sybil acı çekiyor.

I mean, the distress too painful.

Yani, üzücü çok acı vericiydi.

I'm in distress.

Ben acı çekiyorum.

Click to see more example sentences
distress stres

Yeah, well, maybe you distressed him.

Evet, ama belki siz onu strese soktunuz.

Mother in distress.

Anne stres içinde.

You're distressed.I understand.

Stres altındasın. Anlıyorum.

distress dert

Then who is distressed?

O zaman dertli olan kim?

No damsels in distress, no pretty castles,

Başı dertte kadınlar yok, güzel kaleler yok.

The damsel's in distress.

Küçük hanımın başı dertte.

distress endişe

Yes, but very distressed.

Evet ama çok endişeliydi.

Captain, I'm very distressed.

Kaptan, ben çok endişeliyim.

Man, you're clearly distressed.

Dostum, belli ki endişelisin.

distress sıkmak

I have distressing news.

Can sıkıcı haberlerim var.

distress ıstırap

Please! Such a commotion, such distressing noise.

Böylesine bir kargaşa, böylesine ıstırap verici bir ses

distress ızdırap

You know, less blood, more emotional distress.

Bilirsin, Daha az kan, daha çok duygusal ızdırap.