doing

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

I do something for you, you do something for me.

Ben senin için bir şey yaparım, sen de benim için.

No, you don't. But you know what you do have?

Hayır, yok ama sende ne var biliyor musun?

You do something for me, I do something for you.

Sen benim için bir şey yap, ben senin için yapayım.

Look, if you do something nice for him, maybe I'll do something nice for you.

Bak, onun için hoş bir şey yaparsan belki ben de senin için yaparım.

No, please don't, no please, don't do this.

Hayır, lütfen, yapma, lütfen. Lütfen bunu yapma.

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

But you have to do something for me.

Ama sen de benim için bir şey yapacaksın.

And now you have to do something for me.

Ve şimdi sen de benim için bir şey yapmalısın.