English-Turkish translations for driving:

araba · sürüş · sürme · sürücü · araç · kullanma · itici · direksiyon · şoför · şoförlük · çeviren · hareket ettiren · sert · other translations

driving araba

Oh, a word of advice don't even think of driving a red or a white car this weekend.

Bir de tavsiye vereyim Bu hafta sonu sakın kırmızı ya da beyaz bir araba kullanmayın.

What kind of car did those two drive?

Bu ikisi ne tür bir araba kullanıyor?

Wait, wait, wait. Are you driving?

Dur dur sen araba kullanıyorsun?

Click to see more example sentences
driving sürüş

What a beautiful night for a drive.

Sürüş için ne güzel bir gece.

Have you ever given a driving lesson before?

Daha önce hiç sürüş dersi verdin mi?

Something like "the ultimate driving machine" only for lipstick.

Nihai sürüş makinesi" gibi bir şey. Ancak ruj için.

Click to see more example sentences
driving sürme

Yeah, don't drive like my brother!

Evet, sakın kardeşim gibi sürme!

Just keep driving. Just go.

Sürmeye devam et, sadece git.

Come on, just keep driving.

Hadi ama, sürmeye devam et sen.

Click to see more example sentences
driving sürücü

Rudy was gonna drive up, and that would have been nice, but his wife's mother died.

Rudy olacak kadar sürücü oldu, ve o güzel olmuştur olurdu, ama karısının annesi öldü.

What kind of car do you drive, Nora?

Araba bir Ne tür, Nora sürücü musunuz?

Does Dennis Hayes drive one of those?

Dennis Hayes onlardan biri sürücü mu?

Click to see more example sentences
driving araç

Driving in New York, it's like a Mad Max movie.

New York'ta araç kullanmak Mad Max filmi gibi bir şey.

Miss Anne, that car ain't safe to drive.

Bayan Anne, o aracı kullanmak hiç güvenli değil.

You were driving a military vehicle?

Askeri bir araç kullanıyordun?

Click to see more example sentences
driving kullanma

He's my friend, he taught me how to drive!

O benim arkadaşım, bana araba kullanmayı öğretti!

Who taught you how to drive?

Kim sana araba kullanmayı öğretti?

But no drinking, or drugs, or smoking, or driving drunk,

Ama, içki yok, uyuşturucu yok, sigara yok, içkili araba kullanma yok,

Click to see more example sentences
driving itici

That's not me driving.

Bana itici değil bu.

Sounds like Sybil is driving the O'Brien wagon again, huh?

Sybil gibi geliyor itici tekrar O'Brien wagon, değil mi?

Ladies and gentlemen, the driving force behind Catholicism WOW!, Cardinal Glick.

Bayanlar ve baylar, İşte karşınızda Katolizmin ardındaki itici güç! Kardinal Glick.

Click to see more example sentences
driving direksiyon

Relax, Inspector, relax, isn't it nice to be driving?

Rahatla Müfettiş, rahatla, direksiyonda olmak hoş değil mi?

He is a driving instructor.

O bir direksiyon öğretmeni.

Hey, Ron, who's driving?

Direksiyonda kim var Ron?

Click to see more example sentences
driving şoför

Please drive very carefully, Mr. Driver.

Lütfen dikkatli sürün, şoför bey.

He has leather driving gloves.

Deri şoför eldivenleri var.

I downloaded Driving Miss Daisy last night.

Bayan Şoför Daisy filmini indirdim geçen gece.

Click to see more example sentences
driving şoförlük

Driving is in your blood. Okay?

Şoförlük senin kanında var, tamam mı?

This is driving!

İşte bu şoförlük!

Thanks for driving, Javi.

Şoförlük için sağ ol, Javi.

Click to see more example sentences
driving çeviren

Christmas cheer drives the frog berserk!

Noel neşesi kurbağayı çılgına çeviriyor!

Oh, those bosoms drive me berserk, baby.

Oh, bu memişler beni çılgına çeviriyor, bebeğim.

driving hareket ettiren

Last night three members of the Spookstreet Souljahs were killed in a drive-by.

Dün gece üç Spookstreet Souljah üyesi hareket halindeki bir araçtan ateş edilerek öldürüldü.

driving sert

Drive it slow and hard.

Yavaş ve sert sür.