English-Turkish translations for dull:

sıkıcı · kör · cansız · aptal · donuk · renksiz · kalın kafalı · mat · kasvet, kasvetli · duygusuz · ağır · tatsız · soluk · ahmak · sönük · other translations

dull sıkıcı

She's married to a Park Avenue doctor and that's too dull for her.

Bir Park Avenue doktoruyla evli. Ve bu onun için çok sıkıcı.

Really everyone's so dull this evening.

Gerçekten! Bu akşam herkes çok sıkıcı.

It's very dull work.

Bu çok sıkıcı bir iş.

Click to see more example sentences
dull kör

Must have used a dull knife.

Kör bir bıçak kullanmış olmalı.

It's a dull blade, sir.

Efendim bu bir kör biçak.

Maybe a dull knife.

Kör bir bıçaktır belki.

Click to see more example sentences
dull cansız

Good God, that must be dull.

Tanrım! Bu çok can sıkıcı olmalı.

And it's not dull.

Ve can sıkıcı değil.

That must've been a dull party.

Can sıkıcı bir parti olmuştur.

Click to see more example sentences
dull aptal

Who would do a dull thing like that?

Böyle aptalca bir şeyi kim ister ki?

They are so boring and dull.

Onlar çok aptal ve sıkıcı.

My brother's dull but not stupid.

Kardeşim sıkıcıdır, ama aptal değildir.

Click to see more example sentences
dull donuk

But that's so dull!

Ama bu çok donuk!

Yeah, but it was dull, or foggy, or gray.

Evet ama donuk ya da sisli, ya da renksiz.

You're dull and boring.

Sen donuk ve sıkıcısın.

Click to see more example sentences
dull renksiz

We could have one, but it would be a very dull war.

Bir tane yapabilirdik ama o da çok renksiz bir savaş olurdu.

Yeah, but it was dull, or foggy, or gray.

Evet ama donuk ya da sisli, ya da renksiz.

Dusty, dull, very boring.

Tozlu, renksiz, çok sıkıcı.

Click to see more example sentences
dull kalın kafalı

Well, you're a very dull Muslim, Anwar.

Sen çok kalın kafalı bir Müslümansın, Anwar.

He's boring, dull, common and a snob.

Sıkıcı, kalın kafalı, kaba ve bir züppe.

You got a dull skull, Stallion.

Kalın bir kafan var, Aygır.

Click to see more example sentences
dull mat

Yellow, grey and then black, dark and dull.

Sarı, gri sonra da siyah, koyu ve mat.

Not dull gray, shiny.

Mat gri değil, parlak.

But even that ligole old and dull, so you spiced it up by dosing people with drugs?

Ama bu bile ligole eski ve mat, nedenle ilaçlar ile dozlama insanları tarafından o kadar baharatlı?

dull kasvet, kasvetli

The weather is dull and I wasn't in a good mood.

Hava çok kasvetli ve ben de hiç havamda değildim.

I don't intend to rake up your dull career, that's not a crime.

Senin kasvetli kariyerini canlandırmaya niyetim yok, bu bir suç değil.

Dull, dreary, hideous.

Sıkıcı, kasvetli, iğrenç.

dull duygusuz

The new design is also ambitious, Pedestrian and dull.

Ayrıca yeni tasarım arzulu monoton ve duygusuz.

She's not dull.

O duygusuz değil.

dull ağır

But, Holmes, that music is so frightfully dull.

Ama Holmes, bu müzik korkunç derecede ağır.

Sturdy heavy dull.

Sağlam ağır oturaklı.

dull tatsız

Dull and depressing.

Tatsız ve sıkıcı.

Emelia thinks that Hopetoun is boring and dull.

Emelia Hopetoun'un sıkıcı ve tatsız olduğunu düşünüyor.

dull soluk

This pencil's a little dull.

Bu kalem biraz soluk yazıyor.

dull ahmak

You're not dull.

Sen ahmak değilsin.

dull sönük

And frankly deathly, deathly, dull.

Ve açıkcası Öldürücü, öldürücü, sönük.