English-Turkish translations for edge:

kenarlı, kenar · · avantaj · sınır · keskin kenar · üstün · köşeler, köşe · diken · ağız · kıyı · sinirli · other translations

edge kenarlı, kenar

A little wrinkled around the edges, but not bad for an old man.

Ağız kenarları biraz kırışık ama yaşlı bir adam için hiç fena değil.

Eric.. okay stay away from the edge, okay?

Eric tamam kenardan uzak dur, tamam mı?

I thought he said, "edge

Ben "kenar" dedi sandım.

Click to see more example sentences
edge

But that flower only grows on the edge of a very high cliff.

Ama o çiçek, sadece çok yüksek bir kayalığın ucunda yetişir.

But trust is a double-edged sword.

Ama güven iki ucu keskin bir kılıçtır.

So many sharp edges.

Çok fazla keskin .

Click to see more example sentences
edge avantaj

So, that gives me an edge.

Yani bu bana avantaj sağlar.

Speed and strategy give these small hunters the edge.

Hız ve strateji bu küçük avcılara avantaj sağlıyor

Get a better edge on it.

Daha iyi bir avantaj yakala.

Click to see more example sentences
edge sınır

They're for me and Tess, 'cause I do have edge.

Tess ve benim için çünkü ben sınırları zorlarım.

This stuff is cutting edge, a binary liquid.

Bu şey tam sınırda. İkili bir sıvı karışımı.

Hey, don't stand so near the edge.

Hey, sınıra o kadar yakın durma.

Click to see more example sentences
edge keskin kenar

It's too heavy to be a bookmark, and there's no beveled edge like a letter opener.

Kitap ayracı olmak için fazla ağır ve mektup açacağı gibi keskin bir kenarı da yok.

And somebody left a little calling card on this sharp edge.

Biri sol Bu keskin kenarında biraz arama kartı.

Flat surfaces, sharp edges.

Düz yüzeyler, keskin kenarlar.

Click to see more example sentences
edge üstün

I understand why you're on edge, Victoria Especially here tonight.

Neden diken üstünde olduğunu anlıyorum, Victoria özellikle de bu gece burada.

This country lives on the edge, Dr Alan.

Bu ülke diken üstünde yaşıyor Dr. Alan.

This whole town's on edge.

Bütün kasaba diken üstünde.

Click to see more example sentences
edge köşeler, köşe

But with a Warren Ellis edge.

Ama bir Warren Ellis köşesiyle.

Look. There's an edge.

Bak burada bir köşe var.

Concrete, sharp edges.

Betondan keskin köşeler.

Click to see more example sentences
edge diken

I understand why you're on edge, Victoria Especially here tonight.

Neden diken üstünde olduğunu anlıyorum, Victoria özellikle de bu gece burada.

But the last several months, Jim was more and more on edge.

Ama son bir kaç ay boyunca Jim daha da diken üstündeydi.

This country lives on the edge, Dr Alan.

Bu ülke diken üstünde yaşıyor Dr. Alan.

Click to see more example sentences
edge ağız

A little wrinkled around the edges, but not bad for an old man.

Ağız kenarları biraz kırışık ama yaşlı bir adam için hiç fena değil.

Revenge is a double-edged sword.

İntikam iki ağızlı bir kılıçtır.

The drooling's another competitive edge.

Ağzının sulanması başka bir rekabet şekli.

edge kıyı

A secluded farmhouse on the edge of town.

Kasabanın kıyısında gözden uzak bir çiftlik evi.

Edge of Lake Ontario, right, soldier?

Ontario gölü kıyısı, doğru mu, asker?

edge sinirli

Forgive them they're both on edge.

Onları bağışlayın ikisi de çok sinirli.

Deacon's fine. He's just a little on edge.

Deacon'ın bir şeyi yok, sadece biraz sinirli.