English-Turkish translations for empty:

boş, boşuna · boşluk · yoksun · boşaltmak · değersiz · yararsız · anlamsız · · boş kap · önemsiz · açık · other translations

empty boş, boşuna

A long, long time ago in a land far, far away, there lived a warrior warrior with empty eyes.

Çok çok uzun zaman önce, çok çok uzak bir ülkede bir savaşçı, boş gözlü bir savaşçı yaşardı.

You gave me an empty box.

Bana boş bir kutu verdin.

Even on an empty road... .you were by my side.

Boş bir yol üzerinde bile sen benim yanımdaydın.

Click to see more example sentences
empty boşluk

There's just an empty space

Sadece bir boşluk var

Just empty space, right?

Sadece uzay boşluğu, değil mi?

Sleeping Kung fu will make you see emptiness and feel free like Bailong is feeling now.

Uyuyan Kung fu seni boşlukta ve özgür hissettirecek tıpkı Bailong'un şimdi hissettiği gibi.

Click to see more example sentences
empty yoksun

If dark matter does exist it means there's no such thing as empty space

Eğer karanlık madde varsa boş uzay diye bir şey yok demektir.

Is it half full or half empty?

Yarısı boş mu yoksa yarısı dolu mu?

Empty, no address, right?

Boş, adres yok, değil mi?

Click to see more example sentences
empty boşaltmak

Only that in a few minutes, this bottle will be empty.

Sadece bir tane, bir kaç dakika sonra bu şişe boşalacak.

The apartment is already empty.

Daire çoktan boşalmış bile.

Wait a minute. Empty your pockets now.

Dur bir dakika, ceplerini boşalt bakalım.

Click to see more example sentences
empty değersiz

Maybe it wasn't always empty.

Belki de her zaman boş değildi.

Yeah, except last night the house wasn't empty.

Evet, yalnız dün gece ev boş değildi.

Because, although it was abandoned, the hospital was not empty.

Çünkü terk edilmiş olmasına rağmen hastane boş değildi.

Click to see more example sentences
empty yararsız

Then I'd also be a useless empty shell, like you, but the shoes I'm wearing are different from yours.

O zaman ben de senin gibi işe yaramaz boş bir kabuk olurdum, ama ben senden farklı ayakkabılar giyiyorum.

It should be empty tomorrow morning.

Yarın sabah boş olması lazım.

Sarah, your father is a useless talentless, empty man. Did you know that?

Sarah, baban işe yaramaz, yeteneksiz, boş bir adam, bunu biliyor muydun?

Click to see more example sentences
empty anlamsız

Evgeny, you should know that this, all of this life my life, my life is empty and hollow.

Evgeny bilmeliydin. Bunlar bütün bunlar bu hayat benim hayatım Benim hayatım bomboş ve anlamsız.

This is an empty gesture.

Bu anlamsız bir davranış.

But that also means the cave is empty.

Ama bu, mağaranın boş olduğu anlamına geliyor.

Click to see more example sentences
empty

Hey! You wanna open your locker tomorrow and find an empty box?

Hey, yarın dolabını açıp boş bir kutu mu bulmak istiyorsun?

Which leads to dissatisfaction and emptiness.

Bu da tatminsizliğe ve manasızlığa yol açıyor.

Mother had reopened the okea, but my powder-box was empty.

Anne okiya'yı tekrar açtı ama pudra kutum boştu.

empty boş kap

After dinner, the club is usually closed and empty.

Akşam yemeğinden sonra, kulüp genelde kapalı ve boş olur.

Her soul is an empty vessel.

Onun ruhu boş bir kap gibidir.

Empty missile silos. Closed bases.

Boş füze siloları, kapanmış üsler

empty önemsiz

If this is empty, this doesn't matter.

Eğer bu boşsa, bunun bir önemi yoktur.

Front room's empty.

Öndeki oda boş.

empty açık

Cargo case open and empty.

Kargo kutusu ise açık ve boş.

They found an open window, empty liquor bottles, and a slept-in bed.

Açık bir pencere, boş likör şişeleri ve dağınık bir yatak bulmuşlar.