English-Turkish translations for end:

son · bitirmek, bitmek · sonunda olmak · erdirmek · işini bitirmek · sonuna gelmek · ölmek, öldürmek · · son vermek · ölüm · bitiş · taraf · sonuç · baş · nihayet · dur · son nokta · sınır · yok etmek · amaç · sonlandırmak · sonuçlanmak · nihayete erdirmek · tamam olmak · uç nokta · bitim · netice · akıbet · kenar · seviye · other translations

end son

It's a very good book, but in the end, even this book, is just a book.

Bu iyi bir kitap çavuş. Ama sonunda bu kitap bile sadece bir kitap.

That ended a few weeks ago!

Bir kaç hafta önce sona erdi.

You're gonna end up like your mom.

Senin de sonun annen gibi olacak.

Click to see more example sentences
end bitirmek, bitmek

Only he and she know where and when it will end.

Nerede ve ne zaman biteceğini sadece o ve kız biliyor.

Please end this now!

Lütfen şimdi bitir şunu!

Stay at least till the end today.

En azından gün bitene kadar kal.

Click to see more example sentences
end sonunda olmak

Sure, this is all terrible, but he's dead and that's the end of it.

Emin ol, berbat bir şey, Fakat, o öldü ve bu, onun sonu.

You see, "All good things must end.

Gördün mü, "Tüm güzel şeylerin sonu olmalı.

And in the end, this.

Ve son olarak da bu.

Click to see more example sentences
end erdirmek

That day was the end of something for me.

O gün benim için bir şeyler sona erdi.

And others end far too soon.

Ve bazıları da çok erken biter.

Sir, this story has ended.

Efendim, bu hikaye sona erdi.

Click to see more example sentences
end işini bitirmek

Listen, pal, I don't know where your pills are, but this ends now, okay?

Dinle ahbap, hapların nerede bilmiyorum, ama bu bitti, tamam mı?

Things ended so badly between us, and I needed the work

Aramızdaki şeyler kötü bitti ve benim de işe ihtiyacım vardı.

This doesn't end here.

Bu burada bitmez.

Click to see more example sentences
end sonuna gelmek

But it's not gonna end, is it?

Ama sonu gelmeyecek öyle değil mi?

Do all these children eventually end up at the community center?

Tüm bu çocuklar eninde sonunda toplum merkezine mi geliyor?

It's the end for me.

Son benim için geldi.

Click to see more example sentences
end ölmek, öldürmek

Sure, this is all terrible, but he's dead and that's the end of it.

Emin ol, berbat bir şey, Fakat, o öldü ve bu, onun sonu.

Please end it and kill me.

Ve lütfen son, beni öldürün.

He has to die because a story needs an ending.

O ölmek zorunda çünkü, her hikayenin bir sonu vardır.

Click to see more example sentences
end

You, take this end.

Sen de bu ucu al.

Three years later, the marriage ended.

yıl sonra evlilik sona erdi.

You, Mackey, and I, that's the one end.

Sen, Mackey, ve ben, bu planın bir ucu.

Click to see more example sentences
end son vermek

This is your last chance to end this.

Buna bir son vermek için son şansın.

I mean, that's what you wanted and it gives us an ending.

Demek istediğim, istediğin bu Ve bu bize bir son veriyor.

We need to end this investigation tonight.

Bu soruşturmaya bu gece bir son vermemiz gerek.

Click to see more example sentences
end ölüm

Death doesn't have to be the end, not in our world.

Ölüm bir son olmak zorunda değil. Bizim dünyamızda değil.

Because I know that death isn't the end.

Çünkü ben ölümün bir son olmadığını biliyorum.

And we could have ended up hurt or or dead.

Ve biz zarar sona erdi ya olabilirdi ya da ölü.

Click to see more example sentences
end bitiş

Somewhere between the beginning and the end.

Başlangıç ve bitiş arasında bir yerde.

Beginning, middle, and end.

Başlangıç, orta ve bitiş.

Well, I think that's an appropriate ending.

Peki, bu uygun bir bitiş olduğunu düşünüyorum.

Click to see more example sentences
end taraf

And it wasn't anyone on my end, because, well who else is there?

Ve benim tarafımdan da biri değildi, çünkü başka kim var ki?

There's only one room on this end.

Bu tarafta tek bir oda var.

Watch the front end!

Ön tarafa dikkat edin!

Click to see more example sentences
end sonuç

But in the end, will be just a theory.

Ama sonuçta, bu sadece bir teori olacak.

That's all that matters in the end.

Sonuçta önemli olan tek şey bu.

And the longer this fog lasts, the worse it will be for you in the end.

Ve bu sis ne kadar uzun sürerse sonuç senin için o kadar kötü olacak.

Click to see more example sentences
end baş

That story has a beginning, middle, and an end.

O hikayenin bir başı, bir ortası ve bir de sonu var.

No beginning, no end.

Başı yok, sonu yok.

But first, these terrorist attacks must end.

Ama ilk başta, bu terörist saldırıları bitmeli.

Click to see more example sentences
end nihayet

So in the end, He created one last thing.

O da nihayet, son bir şey yarattı.

And in the end, president or prophet, it doesn't really matter.

Ve nihayetinde, başkan ya da elçi, aslında fark etmez.

In the end, I think a wormhole like this one can't exist.

Nihayetinde, düşünüyorum da bunun gibi bir solucan deliği var olamaz.

Click to see more example sentences
end dur

Stop. end this nightmare!

Dur. bu kabus bitecek!

The antimatter is suspended there in an airtight nanocomposite shell with electromagnets in each end.

Antimadde, orada, hava geçirmez uçlarında elektromıknatıs bulunan bir nanokompozit hücrenin içinde asıIı duruyor.

And it looks like the end for cena.

Ve Cena için son geldi gibi duruyor.

Click to see more example sentences
end son nokta

This. .is our final end point.

Bu bizim son bitiş noktası.

One dot, two dots, three dots, she wants you, end of the story.

Bir nokta, iki nokta, üç nokta, seni istiyor, hikâyenin sonu.

That bus' end-point would have been Tianshui.

Bu otobüsün gideceği son nokta, Tianshui olacaktı.

end sınır

In the end, there's a limit because it's school.

Sonuçta, her şeyin bir sınırı var. Çünkü burası okul.

The border fence ends in five miles.

Sınır beş mil sonra sona eriyor.

Our jurisdiction begins at the Lodi border and ends at the Wahewa land.

Bizim yetki alanımız Lodi sınırında başlar ve Wahewa arazisinde biter.

end yok etmek

But in the end it destroyed him

Ama sonunda bu onu yok etti

No. Keep that up, you'll end up like Neal.

Yok, böyle devam et, sonunda Neal gibi olursun.

End it for me, Elenis, before all of Amphipolis is destroyed.

İlainus, benim için bu işi, bütün Amphipolis yok edilmeden önce sonlandır.

end amaç

What? why, to what end?

Ne? Neden, ne amaçla?

You create Pawnee's first and only high-end, all-media entertainment conglomerate.

Pawnee'nin ilk ve tek, üst düzey eğlence amaçlı şirketler grubunu kuracaksın.

To this end began Moksha's journey

Moksha'nın yolculuğu bu amaçla başladı.

end sonlandırmak

The president is taking extraordinary measures to end this crisis.

Başkan bu krizi sonlandırmak için sıradışı önlemler alıyor.

And I still ended up with my little munchkin and he saved my life.

Ve ben küçük cimcimemle bunu sonlandırdım ve çocuğum benim hayatımı kurtardı.

end sonuçlanmak

Then something would happen someone finds out or someone falls in love and it ends disastrously.

Sonra bir şey olur biri öğrenir ya da biri aşık olur ve felaketle sonuçlanır.

My search for connection always ends in blood.

Bağlantı için araştırmam her zaman kan ile sonuçlanır.

end nihayete erdirmek

The long, horrible chapter of the Manhunt is finally at an end.

Uzun ve korkunç olan İnsan avı bölümü nihayet sona erdi.

end tamam olmak

It's gonna end bad for you.

Tamam mı? Senin için kötü olacak.

end uç nokta

Shut up, you "bell-end dot-co-dot-uk".

Kapa çeneni, sizin "çan nokta-ko-nokta-uk".

end bitim

Pink-footed goose, other end of the boardwalk.

Pembe Ayaklı Kaz, diğer patikanın bitiminde.

end netice

In the end, it's what's best for you and Giles.

Neticede sen ve Giles için en iyi olan bu.

end akıbet

Yes, but who else will end up like Caesar'?

Evet ama, başka kimin akıbeti Sezar'ınki gibi olacak?

end kenar

Now pull over and end this.

Kenara çek ve bitsin bu iş.

end seviye

She's a high-end fence, Deals mostly in eastern european antiquities.

Üst seviye bir satıcı çoğunlukla Doğu Avrupa antikalarını satıyor.