English-Turkish translations for entire:

tüm, tümüyle · bütün · tam · koca · tamam · hepsi · tam bütün · komple · koskoca · saf · other translations

entire tüm, tümüyle

Your entire life depends on this woman and you know nothing about her.

Tüm hayatın bu kadına bağlı ve sen onun hakkında hiçbir şey bilmiyorsun.

But the entire police station knows about it.

Ama tüm polis teşkilatı bu konuyu biliyor.

No, not the entire time.

Hayır, tüm zamanda değil.

Click to see more example sentences
entire bütün

No, no, not now tomorrow they'll be here tomorrow an entire army will be here.

Hayır, hayır, şimdi olmaz. Yarın burada olacaklar. Yarın bütün ordu burada olacak.

He's a good and honest man and the entire region loves him

O iyi ve dürüst bir adamdır, bütün bölge halkı onu sever.

Never eaten so much in my entire life.

Bütün hayatım boyunca hiç bu kadar çok yemedim.

Click to see more example sentences
entire tam

Because eight years ago, almost an entire family died in a car accident.

Çünkü sekiz yıl önce, bir ailenin neredeyse tamamı bir trafik kazasında öldü.

Now, still not entirely sure how this is supposed to work.

Şimdi, hala bu işin nasıl olduğundan tam emin değilim.

I'm not entirely sure what it looks like, sir.

Ne gibi göründüğünden tam emin değilim, efendim.

Click to see more example sentences
entire koca

Winter is almost here and I have an entire village to feed!

Neredeyse kış geldi ve benim beslemem gereken koca bir köy var.

We would need an entire army.

Koca bir orduya ihtiyacımız var.

Sanchez has an entire army protecting him.

Sanchez'i koruyan koca bir ordu var.

Click to see more example sentences
entire tamam

OK, but this is an entirely different film.

Tamam, ama bu tamamıyla farklı bir film.

This is an entirely different matter, young man.

Bu tamamıyla farklı bir şey, genç adam.

See, that's an entirely different story.

Bak, bu tamamıyla farklı bir hikaye.

Click to see more example sentences
entire hepsi

Everything is my fault, everything in the entire world.

Hepsi benim suçum. Dünyadaki her şey benim suçum.

All of us together, working for an entirely new life system!

Hepimiz birlikte... .tamamen yeni bir hayat düzeni için çalışıyoruz!

He always felt the entire world was against him.

Tüm dünyanın ona karşı olduğunu hissetti hep.

Click to see more example sentences
entire tam bütün

I'm telling you, captain, I was a complete gentleman the entire time.

Size söylüyorum Kaptan, bütün zaman boyunca tam bir beyefendi oldum.

It's the entire right fossa triangularis and the scapha.

Bütün bir fossa triangularis ve scapha'nın tamamı.

entire komple

We got an entire SWAT team upstairs.

Üst katta komple bir SWAT takımı var.

Oh please, the Pentagon's lost entire countries.

Oh lütfen, Pentagon komple ülkeleri kaybetti.

entire koskoca

An entire weekend without Dad.

Babam olmadan koskoca bir hafta sonu.

An entire religion built on an oxymoron!

Koskoca bir din bir tezat üzerine kurulu!

entire saf

Her entire body radiates with pure energy giving her enormous strength and size.

Onun bütün vücudu saf enerjiden ışıldıyor ve ona muazzam güç ve büyüklük veriyor.