epileptic

That girl was not schizophrenic and she was not epileptic, or any combination of the two.

Bu kız şizofren değildi ve sara da değildi, ya da bu ikisinin bir karışımı da değildi.

You've got epileptic dogs, Bret, why don't you try something different?

Sende epileptik köpekler var, Bret, Sen neden farklı bir şey denemiyorsun?

Dmitri Zubov is an epileptic who uses drugs and drink to medicate his neurological malady.

Dmitri Zubov nörolojik illetini tedavi etmek için içki ve uyuşturucu kullanan bir epileptiktir.

I'm an epileptic alcoholic, but I'm not a liar.

Ben epilepsili bir alkoliğim, ama bir yalancı değilim.

There's no such thing as an epileptic bone.

Epileptik kemik diye bir şey yok ki.

First an epileptic, then a blind girl

Önce bir saralı, sonra kör bir kız

He's an epileptic I helped a long time ago.

Uzun zaman önce yardım ettiğim bir sara hastası.

A lady had an epileptic seizure at Lotte Mall, Busan.

Busan Lotte AVM'de bir kadın epileptik kriz geçirdi.

This song is dedicated to epileptic dogs.

Bu şarkı epileptik köpeklere ithaf edilmiştir.

Remember the anti-epileptics, morning and evening.

Sabah ve akşam alacağın antiepileptikleri unutma.