English-Turkish translations for even:

bile · akşam · hatta · daha · da · de, düz · doğru, doğrusu · tamamıyla · aslında · aynı · zaten · düzgün · tarafsız · tam · dahi · üstelik · çift · kat’î · rağmen · kesin · eşit · bari · adil · sakin · düzenli · dengeli · eşit olarak · pürüzsüz · yatay · başabaş · other translations

We also found translations for word even in Turkish.

even bile

But I'm not you and I don't even want to be like you.

Ama ben sen değilim, ve senin gibi olmak bile istemiyorum. Ben

Even for someone like you.

Senin gibi biri için bile.

She isn't even there.

O, orada bile değil.

Click to see more example sentences
even akşam

Good evening, ladies and gentlemen and especially the gentlemen.

İyi akşamlar, bayanlar ve baylar ve özellikle de baylar.

Good evening, Mrs. King.

İyi akşamlar, Bayan King.

Hey, good evening everybody.

Hey, iyi akşamlar millet.

Click to see more example sentences
even hatta

He knew he wanted to do something big, Maybe even something that would change the world.

Büyük bir şey, hatta belki de dünyayı değiştirecek bir şey yapmak istediğini biliyordu.

A little more, even.

Hatta biraz daha fazla.

A year even.

Hatta bir yıl.

Click to see more example sentences
even daha

She thought it was a stupid idea the first time and even more stupid the second time.

Başta aptal bir fikir olduğunu düşünmüştüm sonra daha da aptal bir fikir olduğunu düşündüm.

Which means love is even more difficult for me than it is for you.

Demek oluyor ki, aşk benim için size olduğundan daha da zor.

For a month or two maybe even longer

Bir veya iki ay Belki de daha fazla.

Click to see more example sentences
even da

There is something real about that little car, something that doesn't even have a name.

Şu küçük araba hakkında bir gerçek var ki, o da bir isminin bile olmaması.

Well, even more important, he was my family.

O Daha da önemlisi, o benim ailemdi.

Then one evening, or afternoon, or morning

Sonra bir akşam, öğlen ya da sabah

Click to see more example sentences
even de, düz

And I know I'm a bad father You're not even a bad father

ve biliyorum ben kötü bir babayım sen de hiç de kötü bir baba değilsin

Charlie, maybe he wasn't even a real cop, man.

Charlie o belki de gerçek bir polis değildi.

And I'm not even married.

Ayrıca evli de değilim.

Click to see more example sentences
even doğru, doğrusu

That's a terrible thing to tell me even if it's true. I know.

Bu doğru olsa bile bana söylemek için berbat bir şey.

Even if that's true

Eğer bu doğruysa bile

A little child is even better, but not nearly as effective as the right kind of adult.

Küçük bir çocuk olması daha iyidir, ama bu da, doğru türden bir yetişkin kadar etkili olmaz.

Click to see more example sentences
even tamamıyla

It's not even a real thing, all right?

Bu gerçek bir şey bile değil, tamam mı?

You don't even know her, okay?

Onu tanımıyorsun bile, tamam mı?

I don't even know her, okay?

Onu tanımıyorum bile, tamam mı?

Click to see more example sentences
even aslında

Actually even my mother died a few years ago.

Aslında annem de bir kaç yıl önce öldü.

Not really even a story.

Aslında bir hikaye bile değil.

And it's not even that big of a deal.

Ve aslında o kadar da önemli bir şey değil.

Click to see more example sentences
even aynı

Your honor, even I'm saying the same thing.

Sayın yargıç, ben de aynı şeyi söylüyorum.

The same hotel room even.

Aynı otel hatta aynı oda.

There's even a molecule like it, not the same one, but almost that works on animals.

Hatta öyle bir molekül var ki aynı değil ama neredeyse hayvanlarda da işe yarar.

Click to see more example sentences
even zaten

This isn't even my problem, it's your problem.

Bu benim sorunum bile değil zaten, senin sorunun.

But I'm sure you knew that before the mission even started, right?

Ama eminim sen bunu zaten göreve başlamadan önce biliyordun değil mi?

Even if that's true it is.

Bu doğru olsa bile Zaten doğru.

Click to see more example sentences
even düzgün

That was horrible, but I didn't do it, I couldn't even shoot straight.

Bu korkunçtu, ama ben yapmadım, ben doğru düzgün ateş bile edemem.

It's not even straight.

O bile düzgün değil.

Doesn't even have a proper garage.

Düzgün bir garajı bile yok.

Click to see more example sentences
even tarafsız

That's not even the right way.

Çıkış o tarafta bile değil.

That's not even the crazy part.

Bu daha işin çılgın tarafı değil.

I know how it sounds, but that's not even the craziest part.

Kulağa nasıl geldiğini biliyorum, ama bu en çılgın tarafı bile değil..

Click to see more example sentences
even tam

But I don't even know what happened.

Ama daha tam ne olduğunu bile bilmiyorum.

It wasn't even a full week.

Tam bir hafta bile değildi.

Dear Margaret, Even today I'm not exactly sure when everything ended.

Sevgili Margaret bugün bile her şeyin ne zaman sona erdiğinden tam emin değilim.

Click to see more example sentences
even dahi

That wasn't even real, girl!

O gerçek bir kız dahi değildi!

Not even a person.

Bir insan dahi değil.

Even now he knows that.

Şimdi dahi bunu biliyor.

Click to see more example sentences
even üstelik

He's a pig, and he's not even a real pig!

O bir domuz, üstelik gerçek bir domuz bile değil!

Even if he's dead.

üstelik ölü olsa bile.

And to a friend, even?

Üstelik bir de arkadaşı!

Click to see more example sentences
even çift

We're not even really a couple.

Biz gerçek bir çift bile değiliz.

Two and six, even.

İki ve altı, çift.

Five and one, even.

Beş ve bir, çift.

Click to see more example sentences
even kat’î

There's a seminar next week and it is mandatory, even for you, Mr. Callen.

Haftaya bir seminer var ve katılmak zorunlu sizin için bile, Bay Callen.

Good evening Miss Steele, Mr Grey will be joining us there.

İyi akşamlar Bayan Steele. Bay Grey bize orada katılacak.

Will Mr. Luthor be joining you this evening?

Bay Luthor bu gece size katılacak mı?

Click to see more example sentences
even rağmen

And even though it's only my first day,

Ve bu benim daha ilk günüm olmasına rağmen,

Even though she is a modern child, her speech and manners aren't fit for a princess..

Modern bir çocuk olmasına rağmen, konuşması ve davranışları bir prenses için uygun değil..

She's my friend, even in that shirt.

O benim arkadaşım, bu tişörte rağmen

Click to see more example sentences
even kesin

Stop. Don't even think that.

Kes, öyle düşünme bile.

It's not even a firm offer.

Kesin bir teklif bile değil.

But even science is never certain.

Ama bilim bile kesin değildir.

Click to see more example sentences
even eşit

That makes me even with you.

Bu da beni seninle eşit yapar.

An even trade.

Eşit bir takas.

Otherwise it would have been more evenly distributed.

Aksi takdirde daha eşit bir şekilde yayılmış olması gerekirdi.

Click to see more example sentences
even bari

Do you even have a plan?

Bari bir planın var mı?

Does this thing even work?

Bu şey çalışıyor mu bari?

Do you even know how talented you are?

Ne kadar yetenekli olduğunu biliyor musun bari?

Click to see more example sentences
even adil

It may be a fair decision, it may even be the right decision.

Adil bir karar olabilir hatta doğru bir karar da olabilir.

This isn't even a fair match.

Bu adil bir maç bile değil.

Not even fair, dude.

Hiç adil değil dostum.

Click to see more example sentences
even sakin

Listen, relax, she's not even around the school anymore.

Dinle. Sakin ol, okula bile uğramıyor artık o.

Good evening, easy, it's a robbery.

İyi akşamlar sakin ol, bu bir soygundur.

Good evening Mr and Mrs Tree Hill resident.

İyi geceler, Bay ve Bayan Tree Hill sakinleri.

Click to see more example sentences
even düzenli

Daddy doesn't even have a regular job.

Babanın düzenli bir işi bile yok.

Listen, little girl. You don't even deserve one night with my tidy son.

Dinle, küçük kız, benim düzenli oğlumla bir geceyi bile hak etmiyorsun.

Even Flow", "Red Red Wine".

Düzenli Akım." "Kırmızı Şarap.

Click to see more example sentences
even dengeli

Look, even if Louise isn't stable, her bank accounts certainly are.

Bak, Louise dengeli olmasa bile banka hesapları kesinlikle dengeli.

Even if that parent is a very, very imbalanced mother.

Dengesiz bir anneleri olsa bile Çok çok dengesiz bir anne

Bedelia was always very unstable, even when she was much younger.

Bedelia her zaman dengesiz biriydi, hatta çok daha gençken de.

Click to see more example sentences
even eşit olarak

Otherwise it would have been more evenly distributed.

Aksi takdirde daha eşit bir şekilde yayılmış olması gerekirdi.

Well, everything is distributed evenly.

Her şey eşit olarak dağıtılıyor.

even pürüzsüz

Even her face looks so smooth.

Yüzü bile çok pürüzsüz görünüyor.

Even something as smooth as a pool ball has tiny crevices, wrinkles and voids.

Bir bilardo topu kadar pürüzsüz bir şeyin bile minik yarıkları, çıkıntıları ve boşlukları vardır.

even yatay

Even the ossified, petrified, horizontal, perpendicular Presbyterians are against me!

Hatta taşlaşmış, kemikleşmiş, yatay, dikey Presbiteryenler de bana karşıymış!

And handwriting tells me that the strong T-bars and horizontal pressure indicate perseverance, even stubbornness.

El yazısı, güçlü bir profili olduğunu ve yatay baskının da azmi simgelediğini söylüyor. Hatta inatçılığı.

even başabaş

The break-even paradox of the static-flow assumption?

Statik akış varsayımının başabaş paradoksu mu?