English-Turkish translations for evidence:

kanıt · delil · tanık · göstermek · iz · bulgu · belirti · ifade · şahit · kanıtlamak · tanıklık · ispat · açıklık · ispatlamak · other translations

evidence kanıt

But they are gone now, and there's no evidence so it really doesn't matter what I think.

Ama artık gittiler ve hiç kanıt yok, o yüzden ne düşündüğümün de bir önemi yok.

We don't have enough evidence for murder yet.

Elimizde cinayet için yeterli kanıt yok. Şimdilik.

There's gotta be more evidence.

Daha fazla kanıt olmalı.

Click to see more example sentences
evidence delil

We have enough evidence, but we're not sure he's our guy.

Yeterince delil var, ama o adam olduğundan emin değiliz.

You want evidence, you come to my world on Friday, okay?

Delil istiyorsun cuma günü benim dünyama gel, tamam mı?

No other evidence.

Başka delil yok.

Click to see more example sentences
evidence tanık

This is our guy no motive, no forensic evidence, no witnesses.

Bu aradığımız adam. Gerekçesi yok, adli delil yok, tanık yok.

No motive, no forensic evidence, no witnesses.

Gerekçesi yok, adli delil yok, tanık yok.

Physical evidence, photographs, witness interviews, And all your personal notes.

Fiziksel kanıtlar, fotoğraflar, görgü tanığı görüşmeleri ve tüm kişisel notlarınız.

Click to see more example sentences
evidence göstermek

Show him the evidence, show him how guilty his husband really was.

Ona kanıtları göster, ona kocasının gerçekte nasıl suçlu olduğunu göster.

Hey, just show me some evidence.

Hey, bana bir kanıt göster.

Shocking new evidence suggests that the first Thanksgiving might also have been haunted!

Şok edici bu yeni kanıt, ilk Şükran Günü'nde ayrıca hayaletlerin de olmuş olabileceğini gösteriyor.

Click to see more example sentences
evidence iz

We've got no physical evidence, no fingerprints, no murder weapon, and the car isn't in his garage.

Elimizde fiziksel kanıt yok, parmak izi yok, cinayet silahı yok ve araba da adamın garajında değil.

There's no physical evidence at all no tire tracks, no footprints.

Herhangi bir fiziksel kanıt yok tekerlek izi, ayak izi yok.

Lack of evidence, no witnesses, no fingerprints, nothing.

Yetersiz deliller, görgü tanığı, parmak izi, hiçbir şey yok.

Click to see more example sentences
evidence bulgu

But this letter confirmed your medical evidence, huh? Yes.

Ama bu mektup tıbbi bulguları doğruladı, öyle mi?

No witnesses, no leads, minimal evidence.

Görgü tanığı yok, ipucu yok, minimum bulgu.

There's no evidence of an EPS explosion.

EPS patlaması olduğuna dair bir bulgu yok.

Click to see more example sentences
evidence belirti

No evidence, but the symptoms fit.

Hiç kanıt yok ama belirtiler uyuyor.

Mr. Bray, the victim's femur and tibia show evidence of thickening.

Bay Bray, kurbanın kalça ve kaval kemiğinde yoğunlaşma belirtileri var.

No evidence of subdural hematoma.

Herhangi bir hematom belirtisi yok.

Click to see more example sentences
evidence ifade

The jury may consider this statement as evidence.

Jüri bu ifadeyi kanıt olarak kabul edebilir.

Witness statements.. Police reports, evidence, interviews.

Tanık ifadeleri polis raporları, kanıtlar, görüşmeler.

The testimony is here, signed affidavits, no contrary evidence.

Tanıklık burada, imzalanmış yeminli ifadeler, ters bir kanıt yok.

Click to see more example sentences
evidence şahit

What you need is evidence or a witness.

İhtiyacın olan şey kanıt ya da şahit.

They have evidence, witnesses, and the tape recording.

Ellerinde kanıt var, şahit var, ve ses kaseti var.

There's enough evidence against Levesque and Camille was a witness.

Levesque'ye karşı yeteri kadar delil mevcut ve Camille şahit.

Click to see more example sentences
evidence kanıtlamak

There's evidence on the phone, right, something that can prove you're innocent?

Telefonda bir delil var, masum olduğunu kanıtlayacak bir şey mi?

But do you have any evidence to prove that?

Ama elinizde bunu kanıtlayacak bir delil var mı?

As usual, Dr. Freud presents no empirical evidence to substantiate his claim.

Her zamanki gibi Dr. Freud iddiasını kanıtlamak için denel bir delil sunmamış.

Click to see more example sentences
evidence tanıklık

This was evidence that Mr. Wiley personally witnessed, Your Honor.

Bu kanıt Bay Wiley'in bizzat tanıklık ettiği bir kanıt, Sayın Yargıç.

The testimony is here, signed affidavits, no contrary evidence.

Tanıklık burada, imzalanmış yeminli ifadeler, ters bir kanıt yok.

Now, they do have compelling evidence Mr. Tontz's testimony.

Şimdi, onlar ikna edici bir kanıta sahipler Bay Tontz'un tanıklığı.

evidence ispat

Opinions aside, Detective, you fellas got no evidence to prove otherwise.

Kenara görüşler, Dedektif, Eğer çocuklar hiçbir kanıt var aksi ispat için.

This inquiry isn't about evidence and proof.

Bu soru, kanıt ve ispat hakkında değil.

evidence açıklık

The evidence implicating these countries is not clear, Mr Prescott. Far from it.

Bu ülkeleri suçlayan kanıt açık değil Bay Prescott, açıklıktan çok uzak.

evidence ispatlamak

Either that, or prove you're not withholding evidence.

Ya böyle, ya da kanıt saklamadığını ispatla.