English-Turkish translations for evident:

belli · anlaşılan., anlaşılan · açıkça, açık · ortada · besbelli · tabii · aşikâr · belirgin · bariz · apaçık · ortada olan · other translations

evident belli

The club talent show is a big deal for Sharpay, and evidently for your future, so it's cool.

Kulübün yetenek gösterisi Sharpay için çok önemli. Belli ki senin geleceğin için de önemli, yani sorun değil.

Evidently not as much as you.

Belli ki senin kadar değil.

Evidently, she joined him last night.

Belli ki ona dün gece katıldı.

Click to see more example sentences
evident anlaşılan., anlaşılan

No, no. I'm sorry, Booth, but you're evidence now.

Özür dilerim, Booth ama sen şu anda bir kanıtsın.

Apparently there's other evidence.

Anlaşılan, başka kanıtlar da var.

Evidently, he loves you more.

Anlaşılan seni daha çok seviyor.

Click to see more example sentences
evident açıkça, açık

This is very touching, but this conversation in this public place. .is evidence that Major Carter is something of a security risk.

Bu çok dokunaklı, ama halka açık bir yerdeki bu sohbet gösteriyor ki Binbaşı Carter bir güvenlik riski.

Evidence they clearly don't have.

Ellerinde açıkça bir kanıt yok.

David Palmer uncovered evidence of this plan.

David Palmer bu planın kanıtını açığa çıkardı.

Click to see more example sentences
evident ortada

but there has been no evidence.

ama ortada hiçbir kanıt yok.

There is no evidence.

Ortada hiçbir kanıt yok.

The most interesting evidence disappeared with Del Re.

En ilgi çekici delil Del Re ile birlikte ortadan kayboldu.

Click to see more example sentences
evident besbelli

Evidently, what is true of the barnacle is true of all creatures, even humans.

Besbelli ki, kaya midyesi için doğru olan şey bütün canlılar, hatta insanlar için bile doğru.

Evidently, this was a woman of clear conscience and good intent.

Besbelli, bu kadın vicdanı rahat ve iyi niyetli biriydi.

But my programming is evidently flawed.

Ama benim proglanmam besbelli kusurlu.

Click to see more example sentences
evident tabii

There's a lot of evidence there, detective.

Tabii, orada bir sürü delil var detektif.

You bet we have the evidence and your two friends

Tabii ki elimizde kanıt var, ve senin o iki arkadaşın

Yes, Bob, of course I know what "inadmissible evidence" means.

Evet, Bob "kabul edilemez kanıt" ne demek tabii ki biliyorum.

Click to see more example sentences
evident aşikâr

Oh, evidently Louis wants a restraining order and he needs this as evidence.

Louis'in bir yasaklama emri istediği aşikâr ve buna kanıt olarak ihtiyacı var.

That must be self-evident to you.

Bu senin için aşikâr olmalı.

Evidently Emma was a former Grozny Emirate operative.

Artık aşikâr ki, Emma eski bir Grozny Emirate ajanı.

evident belirgin

A faint mustache and beard are evident.

Bir parça sakal ve bıyık belirgin.

You know. Obvious, evident, tangible.

Bilirsin işte, açık belirgin, bariz.

evident bariz

Señorita, he's evidently had a heart attack.

Senyorita, çok bariz bir kalp krizi geçirdi.

You know. Obvious, evident, tangible.

Bilirsin işte, açık belirgin, bariz.

evident apaçık

Well, it's evident

Pekala, bu apaçık.

evident ortada olan

We spent months uncovering them and accumulating evidence.;

Aylarımız onları ortaya çıkarmak ve kanıt toplamakla geçti.