English-Turkish translations for exact:

tamı tamına, tam · istemek · doğru · tamam · gerçekçi, gerçek · kesin · zorlamak · dürüst · hatasız · tamamen doğru · dikkatli · titiz · kat’î · talep etmek · other translations

exact tamı tamına, tam

You know what? This is exactly why I don't ever wanna do anything with you anymore.

Biliyor musun işte tam olarak bu yüzden artık seninle bir şey yapmak istemiyorum.

Well, it wasn't exactly a little thing.

Tam olarak küçük bir şey değildi.

It's not exactly the same.

Tam olarak aynı değil.

Click to see more example sentences
exact istemek

You know what? This is exactly why I don't ever wanna do anything with you anymore.

Biliyor musun işte tam olarak bu yüzden artık seninle bir şey yapmak istemiyorum.

What do you mean exactly?

Tam olarak ne demek istiyorsun?

This is exactly what he wants.

Bu, tam da onun istediği şey.

Click to see more example sentences
exact doğru

It's not exactly true, but she's my kid and I want to see her happy.

Bu tamamen doğru değil, ama o benim çocuğum ve ben onu mutlu görmek istiyorum.

But that's not exactly true.

Ama bu tam olarak doğru değildir.

Uh, that's not exactly true.

Eee, bu tam olarak doğru değil.

Click to see more example sentences
exact tamam

Okay, I got it, but what does that mean to you, exactly?

Tamam anlıyorum ama, senin için tam olarak ne anlama geliyor bu?

Okay, what did you say, exactly?

Tamam, sen tam olarak ne söyledin?

Alright, it's not exactly risky business, but there's always the ride back.

Tamam bu tam olarak riskli değil, ama her zaman bir geri dönüş vardır.

Click to see more example sentences
exact gerçekçi, gerçek

I really don't know exactly what happened.

Gerçekten tam olarak ne olduğunu bilmiyorum.

And at heart at heart she should be exactly like you

Ve kalbi.. O gerçekte, tam olarak senin gibi olmalı

That's exactly what makes it true.

Onları gerçek yapan tam olarak bu işte.

Click to see more example sentences
exact kesin

Who might that be exactly?

Kesin olarak kim olabilir?

It's not an exact science, here.

Burada kesin bir bilim yok.

Do you want an exact date?

Kesin bir tarih mi istiyorsun?

Click to see more example sentences
exact zorlamak

You know exactly how hard this is for me.

Benim için bunun ne kadar zor olduğunu biliyorsun.

It's hard to see exactly, but it's there, yeah.

Tam olarak görmek zor ama orada. Evet. Görmek zor.

Yeah exactly, we have to see that house of yours.

Evet aynen, biz senin o evi görmek zorunda.

Click to see more example sentences
exact dürüst

And you and your sister both now know that he wasn't exactly honest with me.

Artık sen de kardeşin de biliyorsunuz ki bana karşı tam olarak dürüst değildi.

And to be honest with you, your face is exactly as I remember it. Come on, Mom.

Ve, size karşı dürüst olmak Yüzünü Ben hatırlıyorum tam olarak olduğunu., Anne hadi.

I haven't exactly been honest with you, either.

Ben de sana tam olarak dürüst oldum sayılmaz.

Click to see more example sentences
exact hatasız

That's exactly what Mary said, then she makes her big mistake.

Mary aynen böyle söyledi. Sonra Mary büyük bir hata yapıyor.

And whose fault is that, exactly?

Peki, bu tam olarak kimin hatası?

Exactly, a mistake.

Kesinlikle, bir hata.

Click to see more example sentences
exact tamamen doğru

It's not exactly true, but she's my kid and I want to see her happy.

Bu tamamen doğru değil, ama o benim çocuğum ve ben onu mutlu görmek istiyorum.

That's exactly right. He's amazing.

Bu tamamen doğru, inanılmaz.

Every detail was exactly right.

Her ayrıntı tamamen doğru.

Click to see more example sentences
exact dikkatli

I just wasn't exactly paying attention either.

Ben sadece tam olarak dikkat etmiyordum.

Now, June, listen carefully and do exactly as I say.

June, beni dikkatlice dinle ve ne dersem aynen yap.

This guy's methodical, exacting and worst of all, patient.

Bu adam sistemli, çok dikkatli ve en kötüsü, sabırlı.

exact titiz

You know, I was raised by an exacting father, and I know what that's like.

Biliyor musun, ben büyüdüm Bir titiz babası tarafından, ve ben böyle biliyorum.

The guy's methodical, exacting and worst of all, patient.

Bu adam metodik, titiz ve en kötüsü sabırlı.

Vivian is spoiled, exacting smart and ruthless.

Vivian şımarık, titiz zeki ve merhametsizdir.

exact kat’î

Kat knew exactly what is doing.

Kat ne yaptığını iyi biliyordu.

exact talep etmek

Well, two weeks ago, someone requested the exact same list.

İki hafta önce birisi aynı listeyi talep etmiş.