English-Turkish translations for extraordinary:

olağanüstü · sıradışı · olağandışı · olağan · fevkalade · görülmemiş · harika · olağan üstü · garip · acayip · sıradışı garip · other translations

extraordinary olağanüstü

Tonight, is really about celebrating this music and celebrating this extraordinary musician.

Bu gece, gerçekten bu müzik kutlanıyor ve bu olağanüstü müzisyen kutlanıyor.

But, you know, it's an extraordinary thing.

Ama biliyorsun, bu olağanüstü bir şey.

It's extraordinary, isn't it?

Ne kadar olağanüstü, değil mi?

Click to see more example sentences
extraordinary sıradışı

Your Dr Beverly is. .an extraordinary person, both as a scientist and. .and as a woman.

Dr Beverly sıradışı bir kişi, hem bilim adamı hem de bir kadın olarak.

You know, extraordinary things only happen to extraordinary people.

Evet. Biliyor musun? Sıradışı şeyler sadece sıradışı insanlara olur.

Cody is a wonderful student with extraordinary Maths and Science ability

Cody sıradışı matematik ve fen yeteneği ile harika bir öğrenci

Click to see more example sentences
extraordinary olağandışı

This might look like an ordinary bear, but something extraordinary is happening inside her.

Bu sıradan bir ayı gibi görünebilir ancak içinde olağandışı bir şeyler oluyor.

Every seven years in an ordinary town, an extraordinary event takes place.

Sıradan bir şehirde, her yedi yılda bir olağandışı bir olay gerçekleşir.

And I know that you're extraordinary

Ve ben senin olağandışı olduğunu biliyorum.

Click to see more example sentences
extraordinary olağan

And I know I've done some terrible things, but I've seen some extraordinary things too.

Evet biliyorum çok kötü şeyler yaptım. Ama bazı olağan üstü şeyler de gördüm.

It's no easy task being an ordinary parent to an extraordinary child.

Olağanüstü bir çocuğa olağan bir ebeveyn olmak kolay bir vazife değildi.

I am a most strange and extraordinary person.

Ben çok garip ve olağan dışı bir insanımdır.

Click to see more example sentences
extraordinary fevkalade

You really are an extraordinary Young man, kenneth.

Sen gerçekten fevkalade bir genç adamsın Kenneth.

What an extraordinary book!

Ne kadar fevkalade bir kitap!

What an extraordinary man you've got.

Ne fevkalade bir erkeğin var.

Click to see more example sentences
extraordinary görülmemiş

This might look like an ordinary bear, but something extraordinary is happening inside her.

Bu sıradan bir ayı gibi görünebilir ancak içinde olağandışı bir şeyler oluyor.

You wanna see something extraordinary, come with me.

Sıra dışı bir şey görmek istiyorsan benimle gel.

It's an extraordinary place for me.

Bana göre olağanüstü bir yer.

Click to see more example sentences
extraordinary harika

That's an extraordinary power, a delicious responsibility.

Bu olağanüstü bir güç, harika bir sorumluluk.

Cody is a wonderful student with extraordinary Maths and Science ability

Cody sıradışı matematik ve fen yeteneği ile harika bir öğrenci

Extraordinary, sir, very good, sir.

Olağanüstü efendim, harika, çok güzel

Click to see more example sentences
extraordinary olağan üstü

And I know I've done some terrible things, but I've seen some extraordinary things too.

Evet biliyorum çok kötü şeyler yaptım. Ama bazı olağan üstü şeyler de gördüm.

Ladies and gentlemen an extraordinary story, you will say.

Bayanlar ve baylar.. bu olağan üstü bir hikaye diyeceksiniz.

Yes, Charles, she is an extraordinary woman.

Evet, Charles, O olağan üstü bir kadın

Click to see more example sentences
extraordinary garip

It'll be a most strange and extraordinary baby, won't it?

En garip ve en sıradışı bebek olacak, değil mi?

I am a most strange and extraordinary person.

Ben çok garip ve olağan dışı bir insanımdır.

From predators like Mapusaurus and Majungasaurus to the bizarre Therizinosaurs the extraordinary tree-living Microraptor, to the weird Gigantoraptor.

Mapusaurus ve Majungasaurus gibi yırtıcılardan tuhaf Therizinosaurs'a ağaçta yaşayan olağanüstü Microraptor'dan garip Gigantoraptor'a kadar.

extraordinary acayip

But then our neighbors Barbara and George told us the most extraordinary thing.

Sonra komşularımız Barbara ve George bize en acayip şeyi anlattı.

A person dancing, maybe doing extraordinary moves, but a silhouette.

Dans eden biri, belki acayip hareketler yapıyor, ama bir siluet.

extraordinary sıradışı garip

It'll be a most strange and extraordinary baby, won't it?

En garip ve en sıradışı bebek olacak, değil mi?