English-Turkish translations for extreme:

son · son derece · çok · aşırı · aşırı derece · · çok büyük · olağanüstü · şiddetli · sıradışı · ekstrem · çıkmaz · aşırılık · en uç · kesin · sınır · olağandışı · other translations

extreme son

He's extremely dangerous. And, Mr. Carter, I'm certain that everyone in this room knows who that is.

Son derece tehlikeli biri. ve, Mr Carter, eminim bu odadaki herkes onun kim olduğunu biliyor.

I think it's extremely important.

Bence bu son derece önemli.

I'm extremely sorry gentlemen.

Son derece üzgünüm beyler.

Click to see more example sentences
extreme son derece

He's extremely dangerous. And, Mr. Carter, I'm certain that everyone in this room knows who that is.

Son derece tehlikeli biri. ve, Mr Carter, eminim bu odadaki herkes onun kim olduğunu biliyor.

I think it's extremely important.

Bence bu son derece önemli.

I'm extremely sorry gentlemen.

Son derece üzgünüm beyler.

Click to see more example sentences
extreme çok

Marriage is an extremely important step for a young girl.

Evlilik genç bir kız için çok önemli bir adım.

And unfortunately, the treatment for both is extremely dangerous.

Ne yazık ki, her ikisinin de tedavisi çok tehlikeli.

There's no doubt that this was an extremely severe event.

Bunun çok şiddetli bir olay olduğuna şüphe yok.

Click to see more example sentences
extreme aşırı

Yeah, Robert, that door is extremely hot, but it's our only choice.

Evet, Robert, bu kapı aşırı derecede sıcak, fakat o bizim tek seçeneğimiz.

For example, right now, I find you extremely Extremely

Örneğin, tam şu anda, seni aşırı derecede aşırı derecede

Normally I don't recommend extreme drunkenness, but it's probably a very good choice.

Normalde aşırı sarhoşluğu önermem ama bu çok iyi bir tercih olmuş.

Click to see more example sentences
extreme aşırı derece

Yeah, Robert, that door is extremely hot, but it's our only choice.

Evet, Robert, bu kapı aşırı derecede sıcak, fakat o bizim tek seçeneğimiz.

You're an extremely stubborn person, all right, you know that?

Aşırı derecede inatçı bir kişisin, bunu biliyor musun?

It's an extremely delicate surgery.

Bu aşırı derecede hassas bir ameliyat.

Click to see more example sentences
extreme

That was an extreme example.

Çok bir örnek oldu.

I'm a writer, and extreme characters always fascinate me.

Ben yazarım ve karakterler her zaman ilgimi çeker.

I design extreme survival systems.

hayatta kalma sistemleri tasarlamak.

Click to see more example sentences
extreme çok büyük

He's extremely dangerous and he's more than likely armed.

Son derece tehlikeli ve çok büyük ihtimalle silahlı.

It looks like Jeremy died of extreme blood loss.

Jeremy çok büyük kan kaybından ölmüş gibi görünüyor.

But this is extremely important stuff to the Great Barrier Reef.

Fakat bu Büyük Set Resifi için çok önemli bir şey.

Click to see more example sentences
extreme olağanüstü

One. An extremely attractive woman.

Bir Olağanüstü çekici bir kadın

An extremely attractive woman.

Olağanüstü çekici bir kadın.

It's extreme, just like we are.

Bu olağanüstü, tıpkı bizim gibi.

Click to see more example sentences
extreme şiddetli

There's no doubt that this was an extremely severe event.

Bunun çok şiddetli bir olay olduğuna şüphe yok.

Extreme violence on other people, or on the group itself.

Diğer insanlara ya da grubun kendisine aşırı şiddet.

Without control Violence Extreme violence

Kontrol olmadan şiddet, vahşet kaçınılmazdır.

Click to see more example sentences
extreme sıradışı

So these are really extreme conditions.

Yani bunlar gerçekten sıradışı koşullar.

Same puncture wound same enlarged adrenal gland and same extreme behavior.

Aynı yara deliği, aynı genişlemiş adrenalin bezesi ve aynı sıradışı davranışlar.

Seems a little extreme, but okay.

Bu biraz sıradışı ama tamam.

Click to see more example sentences
extreme ekstrem

We are called Extreme Cosmetics, and this is a real story about a real girl.

Bize "Ekstrem Kozmetik" diyorlar. Ve bu gerçek hikaye, gerçek bir kız hakkında.

And in extreme cases, here.

Ve ekstrem olaylarda, burada.

Extreme sports, speed

Ekstrem sporları, hızı

extreme çıkmaz

Julie, I know you're extremely jealous of me and that manifests itself in moments like this, but I'm really fragile right now.

Julie, biliyorum beni çok kıskanıyorsun ve bu böyle anlarda ortaya çıkar, ama şu an gerçekten çok kırılganım.

T.D. Is extremely rare in atypical meds.

T.D. atipik ilaçlarda çok nadir ortaya çıkar.

extreme aşırılık

It's extreme and reckless.

Bu aşırılık ve pervasızlık.

The extreme uncertainties of subsisting without working made excesses necessary and breaks definitive.

Çalışmadan yaşamanın had safhadaki belirsizliği aşırılıkları gerekli kılar ve kesintiler belirleyicidir.

extreme en uç

All scanners, extreme sweep.

Tüm tarayıcılar, en tarama.

extreme kesin

Simple but extreme solutions.

Basit ama kesin çözümler.

extreme sınır

Unfortunately, our data on the spheres' interiors is extremely limited.

Ne yazık ki, kürenin kısmıyla ilgili elimizdeki veriler oldukça sınırlı.

extreme olağandışı

There's a beauty of extreme minuteness and precision here

Burada olağandışı bir incelik ve kesinlikten doğan bir güzellik var.