English-Turkish translations for face:

yüzleşmek, yüz, yüzlü · surat · bakmak · karşılaşmak · kabul etmek · ön · yüzüne bakmak · ön yüz · yüz yüze gelmek · dönmek · yüz ifadesi · bakan · yüzünü dönmek · karşısında olmak, karşı olmak · hal · görünüş · şekil · karşı karşıya gelmek · dönük · almak · yazı · sima · biçim · onur · karşılamak · üst · yüzsüz · karşı koymak · cephe · çehre · suret · karşı çıkmak · dayanmak · farkına varmak · other translations

face yüzleşmek, yüz, yüzlü

Stay away from me. Because I never, ever wanna see your face ever again.

Benden uzak dur çünkü bir daha asla ama asla yüzünü görmek istemiyorum.

But he had such a sweet face

O kadar tatlı bir yüzü vardı ki.

Oh, I have definitely seen her face before.

Evet, bu yüzü kesinlikle daha önce gördüm.

Click to see more example sentences
face surat

Whatever happens I don't want to see your face for at least two weeks.

Ne olursa olsun senin suratını en az iki hafta görmek istemiyorum.

This face doesn't look serious to you?

Bu surat sana ciddi görünmüyor mu?

Someone stole that guy's face.

Birisi bu adamın suratını çalmış.

Click to see more example sentences
face bakmak

Look how cute you are. And your dad, such a nice face, just like you.

Bak, ne kadar da sevimlisin. ve baban ne güzel bir yüzü var, tıpkı senin gibi.

Wow, look at that face!

Vay canına! Şu surata bak!

Look.. I said.. black face.

Bakın ben siyah yüz dedim.

Click to see more example sentences
face karşılaşmak

Your sister is a grown woman that stole money and lied to my face, and to yours!

Kızkardeşin yetişkin bir kadın ve para çaldı. Senin ve benim yüzümüze karşı yalan söyledi.

Maybe not to your face.

Belki yüzüne karşı değil.

Ladies and gentlemen, we're faced with some really important decisions.

Bayanlar ve baylar, gerçekten önemli kararlarla karşı karşıyayız.

Click to see more example sentences
face kabul etmek

Face it. This might be an interesting case.

Kabul et, bu ilginç bir vaka olabilir.

And let's face it.

Ve şunu kabul et.

Face it, Annie.

Kabul et Annie.

Click to see more example sentences
face ön

I'm not sure, but I've seen her face before.

Tam da emin değilim, ama Onu daha önce görmüştüm.

So I couldn't see his face, but I've seen him before under the water.

Bu yüzden, yüzünü göremedim, ama onu daha önce suyun altında da görmüştüm.

You never saw this face before?

Bu yüzü daha önce görmedin mi?

Click to see more example sentences
face yüzüne bakmak

Look how cute you are. And your dad, such a nice face, just like you.

Bak, ne kadar da sevimlisin. ve baban ne güzel bir yüzü var, tıpkı senin gibi.

Look at that beautiful face!

Şu güzel yüze bir bak!

Fine, yes. But look at his face.

Evet öyle ama şunun yüzüne bak.

Click to see more example sentences
face ön yüz

I know I've seen this face before somewhere.

Bu yüzü daha önce bir yerlerde gördüm.

So I couldn't see his face, but I've seen him before under the water.

Bu yüzden, yüzünü göremedim, ama onu daha önce suyun altında da görmüştüm.

But I've never done a face before.

Ama daha önce hiç yüze yapmadım.

Click to see more example sentences
face yüz yüze gelmek

This is my normal "come home, relax and have a drink" face.

Bu benim normal "eve gel, sakinleş ve içki iç" yüzüm.

This face look familiar to you?

Bu yüz sana tanıdık geliyor mu?

A new face cream from Paris.

Paris'ten gelen yeni bir yüz kremi.

Click to see more example sentences
face dönmek

Come back and face me!

Geri dön ve yüzleş benimle.

Kate, you stand here and face me.

Kate, sen de burada dur ve bana dön.

Yeah, the face is back.

Evet, yüz geri döndü!

Click to see more example sentences
face yüz ifadesi

You have on your "I want something" face.

Senin yüzünde de bir şey istiyorum ifadesi var.

You don't have a "nothing" face.

Yüzünde "yok bir şey" ifadesi yok.

He's got a happy face. He's got teeth.

Mutlu bir yüz ifadesi ve dişleri var.

Click to see more example sentences
face bakan

A beautiful room facing park or

Bir parka bakan güzel bir oda veya

Imagine here, huge windows facing the garden.

Burada bahçeye bakan büyük pencereleri hayal et.

South-facing rooms for Lady Ingram and Miss Ingram.

Güneye bakan odalar; Leydi Ingram ve Bayan Ingram için.

Click to see more example sentences
face yüzünü dönmek

Sit down and face me.

Otur ve yüzünü bana dön.

Yeah, the face is back.

Evet, yüz geri döndü!

Linda Russo saw his face, and he came back four years later.

Linda Russo yüzünü gördü ve dört yıl sonra geri döndü.

Click to see more example sentences
face karşısında olmak, karşı olmak

And to be honest with you, your face is exactly as I remember it. Come on, Mom.

Ve, size karşı dürüst olmak Yüzünü Ben hatırlıyorum tam olarak olduğunu., Anne hadi.

What we're facing is neither a person nor a place at least not yet.

Karşı karşıya olduğumuz şey, ne bir insan ne de bir yer. En azından şimdilik.

Technically, your brother is still facing charges.

Teknik olarak kardeşiniz hala suçlamalarla karşı karşıya.

Click to see more example sentences
face hal

You've still got a funny face.

Hala komik bir suratın var.

But I still remember every face.

Ama hala her yüzü hatırlıyorum.

Still the same sad face.

Hala aynı kederli yüz.

Click to see more example sentences
face görünüş

Seems every religion has more than one face.

Görünüşe göre her dinin birden fazla yüzü var.

Apparently, it has a map on it, so we are faced with a real dilemma.

Görünüşe göre üzerinde bir harita varmış. Bu yüzden bir ikilemle karşı karşıyayız.

And it looks like this year, we face Aural Intensity again.

Görünüşe göre, bu sene yine Aural Intensity'ye karşı yarışacağız.

Click to see more example sentences
face şekil

Face this way.

Bu şekilde Yüz.

We're facing a crisis today, Sarah. And our first priority is to deal with it successfully.

Bugün bir krizle karşı karşıyayız, Sarah ve önceliğimiz, bununla başarılı bir şekilde ilgilenmek.

First, the slave side picks a card and puts it face down.

İlk olarak köle tarafı bir kart seçer ve yüzü dönük bir şekilde koyar.

Click to see more example sentences
face karşı karşıya gelmek

Well then come out and face me.

O zaman gel ve karşıma çık.

to come and press its face against mine.

Gel ve bastır yüzünü benim yüzüme karşı.

Coral reefs all over the world are now facing an uncertain future.

Mercan resifleri, artık tüm dünyada belirsiz bir gelecekle karşı karşıya.

Click to see more example sentences
face dönük

First, the slave side picks a card and puts it face down.

İlk olarak köle tarafı bir kart seçer ve yüzü dönük bir şekilde koyar.

Facing forward with lights off, and i need a megaphone.

Işıklar açık ve ileri dönük olsun, bir de megafon lazım.

Just the side facing the pulsar, right?

Sadece pulsara dönük tarafı yeter, değil mi?

Click to see more example sentences
face almak

Then maybe, just maybe, I'll get my frickin' face back.

Belki o zaman lanet olası yüzümü geri alırım.

There's something nice about borrowing from Gaines, huh, Face?

Gaines'den bir şeyler ödünç almak hoş olacak değil mi Face?

She has a nice face and those Cupid-bow lips I like, but I'll take the redhead.

Güzel bir yüzü ve tam benlik dudakları var ama ben kızıl saçlıyı alacağım.

Click to see more example sentences
face yazı

I wrote it, baby face.

Ben yazdım, bebek surat.

Ugly face and ugly handwriting Mine is better than the others'

Çirkin yüz ve çirkin yazı. Benimki diğerlerinden daha iyi oluyor.

It's written on his face now!

Bu onun yüzünde yazıyor şimdi!

Click to see more example sentences
face sima

The talk was that a new face had appeared on the promenade, a lady with a little dog.

Gezide yeni bir sima belirdiğine dair bir söylenti dolaşıyordu küçük köpekli bir kadın.

By Anton Chekhov. 'The talk was that a new face had appeared on the promenade, a lady with a little dog.'

Yazarı, Anton Çehov. Gezide yeni bir sima belirdiğine dair bir söylenti dolaşıyordu küçük köpekli bir kadın.

John is a recognizable face to customers,

John müşteriler için tanınan bir sima

face biçim

What kind of face is that?

Ne biçim bir surat o öyle?

Look at that shapely face

Şu biçimli yüze bak.

Well, there's no discoid or malar rash on his face.

Yüzünde disk biçiminde ya da yanaklarda kızarıklık yok.

face onur

Scorpius, it is an honor to meet you face-to-face.

Scorpius, sizinle yüz yüze tanışmak benim için bir onur.

It's an honor to be in the parade, and I want smiling, well-rested faces.

Geçit töreninde olmak bir onurdur ve iyi dinlenmiş, gülümseyen yüzler istiyorum.

A diviner grace has never brightened this enchanting face.

Tanrısal zarafet bu güzel yüzde görünmekten onur duydu

face karşılamak

At the moment, Lieutenant, I, too, have a big job facing me.

Şu anda, Komiser, beni de karşılayan büyük bir var.

I still have half an hour, who'll face Vero?

Hâlâ yarım saatim var, Vero'yu kim karşılayacak?

I chose to meet my oppressors face to face!

Ben karşılamak için seçtim benim zalimlerin yüz yüze!

face üst

Face down now.

Yüz üstü şimdi!

Broken jaw, busted zygomatic arch, typicawith face-first falls.

Kırılmış çene, ezilmiş elmacık kemiği, tipik bir yüz üstü çakılma.

face yüzsüz

He's a No-Face!

O bir Yüzsüz!

Sen, what about No-Face?

Sen, Yüzsüz ne olacak?

face karşı koymak

And with a name like Paris, and a face like that, how could anyone resist, huh?

Paris gibi bir isim ve böyle bir yüzü olan birine kim karşı koyabilir ki?

Who can resist that face?

Bu surata kim karşı koyabilir?

face cephe

The ninth floor, north-facing.

Dokuzuncu kat, kuzey cephe.

face çehre

The painter's brush touched the inchoate face

Ressamın fırçası dokundu henüz oluşmamış çehreye

face suret

These symbols include a bull, a lion, an eagle and a human face.

Bu semboller bir boğa, bir aslan, bir kartal ve bir insan sureti içermekte.

face karşı çıkmak

Well then come out and face me.

O zaman gel ve karşıma çık.

face dayanmak

Turn around and face the waIl.

Dön ve yüzünü duvara daya.

face farkına varmak

He needs a different face, not a voice!

Onun sese değil, farklı bir yüze ihtiyacı var.