English-Turkish translations for fact:

gerçek · bilgi · olay · durum · olgu · hakikat · bulgu · other translations

fact gerçek

In fact, really, there's only one rule, and that is you've got to do as I tell you.

Aslında, gerçekten, sadece bir kural var, ve bu da ben ne dersem onu yapmak.

It's a well known fact.

Bu iyi bilinen bir gerçek.

It's a fact sir, a fact.

Bu bir gerçek efendim, gerçek.

Click to see more example sentences
fact bilgi

It's not an interesting fact

Bu ilginç bir bilgi değil

Here is another interesting fact.

Başka ilginç bir bilgi daha var.

It's a weird day for false facts.

Yanlış bilgiler için garip bir gün.

Click to see more example sentences
fact olay

Look, Mika, no one's denying the historical facts but this thing doesn't make sense in a modern world.

Bak, Mika, tarihi gerçekleri kimse inkâr etmiyor ama bu olay modern dünyada mantıklı değil.

Fact is, I'm offering you an opportunity.

Olay şu ki sana bir fırsat sunuyorum.

And all I'm saying is less you and more facts.

Ve diyorum ki daha az sen, daha çok olay.

Click to see more example sentences
fact durum

In fact, it's worse than that.

Aslında, durum bundan da kötü

In fact, he's not well.

Aslında durumu iyi değil.

In fact, I'm to issue you an emergency "special agent" credential.

Aslında, Sana bir acil durum "özel ajan" statüsü vermekle görevlendirildim.

Click to see more example sentences
fact olgu

Harvie kept collecting facts, and one morning discovered one about himself

Harvie, olgu toplamaya devam ediyordu ve bir sabah kendiyle ilgili bir tane keşfetti.

Four murders and all we have are facts.

Dört cinayet ve elimizde sadece olgular var.

In this case, it's a statistically demonstrable fact.

Bu durumda, istatistik olarak kanıtlanabilir bir olgu.

Click to see more example sentences
fact hakikat

Is that, like, a fact?

Bir hakikat gibi mi?

That and the fact you got a great ass.

Hakikat şu ki çok harika bir kıçın var.

fact bulgu

Facts and findings, Mr. Stevens.

Gerçekler ve bulgular Bay Stevens.

Findings, evidence, facts.

Bulgular, kanıtlar, gerçekler.