English-Turkish translations for faint:

zayıf · hafif · bayılma · bayılmak · soluk · bitkin · belirsiz · güçsüz · baygınlık · halsizlik · ufak · belli belirsiz · baygın · sönük · bir parça · other translations

faint zayıf

It's faint, but it's a heartbeat!

Zayıf ama bu bir kalp atışı.

It's faint, but I swear it's there.

Çok zayıf ama yemin ederim var.

A very faint electromagnetic reading.

Çok zayıf bir, elektromanyetik değer.

Click to see more example sentences
faint hafif

Then you need to have a faint rose smell.

Sonra da hafif bir gül kokusuna ihtiyacın var.

I heard a faint whisper.

Hafif bir fısıltı duydum.

Got a faint sweet smell.

Hafif, tatlı bir koku.

Click to see more example sentences
faint bayılma

Fainting, dizziness, shortness of breath? sometimes.

Bayılma, baş dönmesi, nefes darlığı? Bazen

Fainting, dizziness, shortness of breath?

Bayılma, baş dönmesi, nefes darlığı?

That wasn't a fainting spell.

Bu bir bayılma değildi.

Click to see more example sentences
faint bayılmak

I fainted, but he pulled me out.

Ben bayıldım ama o beni çekti.

The lemonade turned pink and I fainted.

Limonata pembeye dönüştü, ben de bayıldım.

I even fainted this time.

Bu sefer bayıldım hatta.

Click to see more example sentences
faint soluk

Sirius, the brightest star in the night sky, has a very faint stellar companion a white dwarf.

Geceleri gökyüzündeki en parlak yıldız olan Sirius'un çok soluk bir yıldız eşlikçisi vardır: Bir beyaz cüce.

The oldest light is very faint, a pale ghost in the night.

En eski ışık, oldukça soluk. Gecenin içinde solgun bir hayalet.

Okay, we got it, and she didn't even faint.

Tamam, bu, var ve o bile soluk vermedi.

Click to see more example sentences
faint bitkin

Her heart beats fast, and and she feels faint.

Kalbi çok hızlı atıyor ve çok bitkin.

It's very faint, but

Çok bitkin, fakat

Even the plants are emitting a faint thermaI signature.

Bitkiler bile, zayıf bir termal enerji yayıyorlar.

faint belirsiz

There's a faint cut mark here.

Burada belirsiz bir kesik izi var.

Got some faint indentations there.

Belli belirsiz çukurluklar var.

faint güçsüz

Even the strongest Mord-Sith would've fainted.

En güçlü Mord'Sith'ler bile bayılırdı.

Lungs are clear, heartbeat's faint.

Ciğerleri temiz, kalp atışları güçsüz.

faint baygınlık

Miss Wang fainted earlier.

Bayan Wang baygınlık geçirdi!

Dieting, eating less and fainting!

Diet, az yemek ve baygınlık!

faint halsizlik

Headache, faintness, dry mouth, fever.

Başağrısı, halsizlik, ağız kuruluğu, ateş.

faint ufak

It's true: The smaIlest fainting speII terrifies me,

Doğru, en ufak bayılma nöbeti beni dehşete düşürüyor.

faint belli belirsiz

Got some faint indentations there.

Belli belirsiz çukurluklar var.

faint baygın

Then half-strangled and in shock, she fainted.

Sonra yarı baygın ve şoktayken bayıldı.

faint sönük

Somethings's changing something's faint

Bazısı değişiyor bazısı sönük geçiyor.

faint bir parça

A faint mustache and beard are evident.

Bir parça sakal ve bıyık belirgin.