English-Turkish translations for fair:

adil · çok · iyice, iyi · güzelce, güzel · fuar · doğrudan doğruya, doğru · haksızlık · dürüstçe, dürüst · makul · haklı · uygun · açık · oldukça iyi · tarafsız · adaletli · panayır · tamamen · hoş · orta · temiz · sevimli · tatlı · insaflı · nazik · adilane · beyaz · yolunda · çekici · sarışın · festival · saf · namuslu · vasat · kumral · other translations

fair adil

No, that's not fair, ladies and gentlemen.

Hayır, bu adil değil, baylar ve bayanlar.

it's not fair, okay?

Bu adil değil, tamam mı?

But then it won't be fair enough.

Ama o zaman yeterince adil olmaz.

Click to see more example sentences
fair çok

Sounds fair. But I don't have that much money here.

Gayet makul ama burada o kadar çok para yok.

You're too light, it's not fair.

Sen çok hafifsin. Bu adil değil.

It's not fair, I was doing so well.

Bu hiç adil değil. Çok iyi gidiyordum.

Click to see more example sentences
fair iyice, iyi

Every person in this country deserves a fair trial, deserves a good lawyer.

Ülkedeki herkes adil bir yargılanmayı hak eder, iyi bir avukatı hak eder.

Not since last month, sir, but he was fair then.

Geçen aydan beri yok efendim, ama o zaman iyiydi.

I deserve it, 'cause I'm a nice, decent and fair person.

Bunu hak ediyorum çünkü ben de nazik ve iyi kalpli biriyim.

Click to see more example sentences
fair güzelce, güzel

This ain't fair to you or those beautiful kids of yours.

Bu senin veya o o güzel çocukların için adil değil.

I can be beautiful Lovely and fair

Ben hoş ve güzel de olabilirim.

Good day, fair lady!

İyi günler güzel hanımım!

Click to see more example sentences
fair fuar

Yeah, I've got a little girl expecting me at a school science fair this afternoon.

Evet, bana okul bilim küçük bir kız bekliyorum bu öğleden sonra fuarı.

It's a science fair!

Bu bir bilim fuarı!

What about the science fair?

Bilim fuarı ne olacak?

Click to see more example sentences
fair doğrudan doğruya, doğru

It may be a fair decision, it may even be the right decision.

Adil bir karar olabilir hatta doğru bir karar da olabilir.

It's not fair or right.

Bu adil de değil, doğru da.

That's a fair point.

Bu doğru bir nokta.

Click to see more example sentences
fair haksızlık

Well, that's not fair, is it?

Ama bu haksızlık değil mi?

But I mean, that's not fair, especially to her.

Ama tabii, bu haksızlık. Özellikle de ona.

Well, no, that wouldn't be fair.

Şey, hayır, bu haksızlık olur.

Click to see more example sentences
fair dürüstçe, dürüst

She's a fair and honest leader.

Adil ve dürüst bir lider.

But come on, be fair.

Ama hadi dürüst ol.

Well, that ain't fair.

İyi, bu dürüstçe değil.

Click to see more example sentences
fair makul

I'm sorry, that wasn't a fair question.

Üzgünüm, bu makul bir soru değildi.

A very fair question.

Çok makul bir soru.

That's that's not fair.

Bu hiç makul değil.

Click to see more example sentences
fair haklı

Every person in this country deserves a fair trial, deserves a good lawyer.

Ülkedeki herkes adil bir yargılanmayı hak eder, iyi bir avukatı hak eder.

This isn't fair. I hardly know anything about you.

Hiç de adil değil, ben senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

Fair enough, yeah, I deserve that.

Yeterince adil, evet, bunu hak ettim.

Click to see more example sentences
fair uygun

Seems like a fair question.

Uygun bir soru gibi duruyor.

Oh. It's still not fair.

Yine de uygun değil.

That seems a fair price.

Bu uygun bir fiyat.

Click to see more example sentences
fair açık

She has very fair skin, this girl.

Bu kızın çok açık bir teni var.

It looks like a fair-complected man, maybe someone close to you, a protector.

Açık tenli bir adama benziyor. Sana yakın biri olabilir, bir koruyucu.

You're a very fair-skinned lady.

Sen çok açık tenli bir hanımsın.

Click to see more example sentences
fair oldukça iyi

I'm being very fair, Mrs. T. Very good price I'm giving you.

Ben çok adilim Bayan T. Verdiğim oldukça iyi bir fiyat.

Well, let's make it a fair fight.

İyi o zaman adil bir dövüş olsun.

To be fair, it's a good question.

Dürüst olmak gerekirse, iyi bir soru.

Click to see more example sentences
fair tarafsız

That's not fair, you're taking his side.

Bu doğru değil. Onun tarafını tutuyorsun.

Sure, this is a fair game played by honorable man.

Tabii ki, bu onurlu bi adam tarafından oynanan adil bir oyun.

Stan, this land was given to me fair and square by our grandfather.

Stan, bu arazi bana büyükbabamız tarafından adil bir şekilde verildi.

Click to see more example sentences
fair adaletli

All I want is justice and a fair trial

Tek istediğim adalet ve adil bir mahkeme

Yeah, well, who wants fair?

Evet ama adalet isteyen kim?

How fair is that?

Nasıl bir adalet bu?

Click to see more example sentences
fair panayır

What sort of fair?

Ne tür bir panayır?

Isn't the fair on Saturday?

Panayır cumartesi, değil mi?

There's a psychic fair.

Bir medyum panayırı var.

Click to see more example sentences
fair tamamen

Look, I understand why you're mad, but I still don't think you're being entirely fair.

Bak, neden kızgın olduğunu anlayabiliyorum ama hala tamamen adil olduğunu sanmıyorum. Adil değil mi?

It seems completely fair to me.

Bana tamamen adil gibi geldi.

That's totally fair.

Bu tamamen adil.

Click to see more example sentences
fair hoş

That is not fair or nice.

Bu adil değil Ya da hoş.

I can be beautiful Lovely and fair

Ben hoş ve güzel de olabilirim.

Actually, that's not fair she might be a really nice ho.

Aslında bu hiç adil değil. O çok hoş bir fahişe olmalı.

Click to see more example sentences
fair orta

No fair! Then I get four small toys and Lisa gets one medium and one small. What?

Haksızlık!O zaman ben dört küçük oyuncak alırım.. ve Lisa bir küçük ve bir orta boy oyuncak alır.

It's not fair to disappear!

Ortadan kaybolmak hiç adil değil!

I think it's fairly obvious.

Bence bu apaçık ortada.

Click to see more example sentences
fair temiz

Alright guys, I want a fair and clean fight.

Pekala, Adil ve temiz bir dövüş istiyorum.

Apparently, there's a fairly decent hotel there.

Görünüşe göre, orada oldukça temiz bir otel varmış.

Clean, fair, and with integrity.

Temiz, adil, ve de dürüstçe.

Click to see more example sentences
fair sevimli

Sweet prince. Good night, fair lady.

Tatlı prens. iyi geceler sevimli bayan.

It's not fair and Iovely, aunt.

Bu adil ve sevimli değil, teyze.

And what is this fair beauty's name?

Peki bu sevimli güzelliğin adı ne?

Click to see more example sentences
fair tatlı

Sweet prince. Good night, fair lady.

Tatlı prens. iyi geceler sevimli bayan.

Very sweet and fairly pretty

Çok tatlı ve çok güzel olmalısın

Sweet lady fair virgin

Tatlı bayan güzel bakire.

Click to see more example sentences
fair insaflı

But your mother's not very fair.

Ama annen pek de insaflı değil.

Be fair, be just, Eddie.

Adil ol, insaflı ol, Eddie.

Luckily, our father was a fair and just mediator.

Neyse ki, babamız adil ve insaflı bir arabulucuydu.

fair nazik

I deserve it, 'cause I'm a nice, decent and fair person.

Bunu hak ediyorum çünkü ben de nazik ve iyi kalpli biriyim.

This fair town has treated me kindly.

bu adil şehir bana nazik davrandı.

Oh,and remember, Be kind Be fair

Ve unutma nazik ol adil ol.

fair adilane

It's not fair to you or to Andrew.

Bu senin veya Andrew için adilane değil.

Yeah, well, that's fair.

Evet, tamam, bu adilane.

Fair and simple.

Adilane ve basit.

fair beyaz

And a lot of white guys, "Hey, that's not fair.

Bir sürü beyaz şöyle diyor: "Hey, bu hiç adil değil.

They thought white men were all fair and honest.

Beyaz adamların dürüst ve adil olduğunu düşünüyorlardı.

ls he fair-skinned or dark?

Beyaz tenli mi yoksa esmer mi?

fair yolunda

Is there any way to make this a fair fight?

Adil bir mücadele olmasının bir yolu var mı?

Now, you only encourage him this way and that isn't very fair, is it?

Şu anda onu sadece bu yolda teşvik ediyorsun. ve bu hiç adil değil, di mi?

They had a lottery, and they said that was the only fair way.

Bir piyango yaptılar, ve bunun tek adil yol olduğunu söylediler.

fair çekici

We sell a lot to France, and you'd take care of our communications, go with me to fairs, and have a ham for Christmas.

Bu Fransa için çok satmak ve dikkat çekmek istiyorum Bizim iletişim, Bana fuarlar için, git ve Noel için jambon var.

Princess Fiona, beautiful fair flawless Fiona,

Prenses Fiona, Güzel, çekici kusursuz Fiona,

As a gambler, doesn't fairness interest you?

Bir kumarbaz olarak dürüst olmak ilginizi çekmiyor mu?

fair sarışın

Come here, me fair Johanne.

Bana gel sarışın Johanne.

A fair-haired lady.

Sarışın bir bayan.

fair festival

Same show, same fairs every year.

Her yıl aynı gösteri, aynı festivaller

The fair at Yugyo Temple in Fujisawa starts tomorrow.

Fujisawa Kasabasındaki Yugyo Tapınağında yarın festival var.

fair saf

This is our world, pure and fair.

Bu bizim saf ve adil dünyamız.

Pure evil. tough, but fair.

Saf kötülük. Zor ama adil.

fair namuslu

It's simple, and it's fair.

Bu namuslu ve adil bir iş.

fair vasat

I must admit, that's a fair litany for a young girl from Lima, Ohio.

Bunun Lima, Ohio'lu bir genç kız için vasat bir döngü olduğunu kabul etmeliyim.

fair kumral

Fair complexion, brown hair, brown eyes.

Kumral, saç kahverengi, göz rengi kahverengi.