English-Turkish translations for fancy:

süslü · havalı · şık · istemek · hoşlanmak · hayal · gösterişli · süslü püslü · fantezi · garip · afili · beğenmek · cafcaflı · düşünce · arzu · düş · fantazi · aşırı · beğeni · hayal etmek · düşlemek · other translations

fancy süslü

Here's a little business model for you, Mr. New York Fancy Pants.

İşte size küçük bir modeli, Bay New York Süslü Don.

I'm making him a very fancy meal.

Ona çok süslü bir yemek yapıyorum.

That's a mighty fancy word.

Bu kuvvetli ve süslü bir kelime.

Click to see more example sentences
fancy havalı

But more importantly, this is a fancy outfit, all right?

Ama daha da önemlisi, bu havalı bir takım, tamam mı?

Dwight, what a ridiculous, fancy clown you are.

Dwight ne kadar saçma havalı bir palyaço olmuşsun sen.

You look pretty fancy, too.

Sen de çok havalı görünüyorsun.

Click to see more example sentences
fancy şık

Hey, uh, Benjamin, how fancy is this party tonight?

Hey Benjamin, bu geceki parti ne kadar şık?

This place is so fancy.

Burası çok şık bir yer.

It's a fancy restaurant

Burası çok şık bir restoran.

Click to see more example sentences
fancy istemek

I don't I don't want a big, fancy wedding.

Ben büyük ve pahalı bir düğün istemiyorum.

Would you Do you fancy dinner?

Akşam yemeği yemek ister misin?

Is there anything special you fancy, baby?

İstediğin özel bir şey var mı, bebek?

Click to see more example sentences
fancy hoşlanmak

Maybe I'll take you someplace fancy for dinner.

Belki akşam yemeğine seni hoş bir yere götürürüm.

Fancy seeing you in here.

Seni burada görmek ne hoş.

Good night, fancy face.

İyi geceler, Hoş Surat.

Click to see more example sentences
fancy hayal

Well, of course, that's just my fancy.

Tabii bu sadece benim hayal gücüm.

It's just just a fancy.

Bu sadece bir hayal ürünü.

Jack is a nice boy, if a bit fanciful sometimes.

Jack iyi bir çocuk, keşke bazen biraz hayal kursa.

Click to see more example sentences
fancy gösterişli

She took me to a really fancy restaurant for lunch, and gave me a necklace.

Yemek için bayağı gösterişli bir restorana götürdü beni. Bir de kolye verdi.

Pretty fancy for a small church.

Küçük bir kilise için fazla gösterişli.

You know, it's a fancy occasion.

Bilirsiniz, gösterişli bir olay bu.

Click to see more example sentences
fancy süslü püslü

That's too fancy for my father.

Babam için çok süslü püslü.

She's a girl and she's fancy, no offense.

Bir de alınma ama, süslü püslü biri.

Oh, no! I've been abracadabra-ed into a Fancy Feastin', second-rate sidekick!

Bir abra kadabrayla, ikinci sınıf süslü püslü bir yardımcıya dönüşüvermişim!

Click to see more example sentences
fancy fantezi

Oh, hey, fancy seeing you here.

Oh, hey, burada görmek fantezi.

Two, Angus is a legend, even in fancy dress.

İki, Angus bir efsane, fantezi kıyafetler içinde bile.

That's some fancy political thinking, professor.

Bu çok fantezi bir politik düşünce, profesör.

Click to see more example sentences
fancy garip

I don't know nothing about no fancy door code.

Ben garip kapı kodu hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

George, fancy seeing you here

George, seni burada görmek garip.

But that's really just a fancy name for "pinot.

Bu gerçekten "Pinot" için garip bir isim.

Click to see more example sentences
fancy afili

A night in a fancy hotel?

Afili bir otelde bir gece.

But I'll buy you some fancy shampoo later, okay?

Sana daha sonra afili bir şampuan alacağım ama, olur mu?

Fancy cars. Pretty girls.

Afili arabalar, güzel kızlar.

Click to see more example sentences
fancy beğenmek

Everybody fancies me, except you.

Beni herkes beğenir, senin dışında.

But youdofancy her Everybody fancies Sally

Ama onu beğendin. Sally'i herkes beğenir.

I fancy some fried pyjama bottoms.

Kızarmış pijama altlarını çok beğendim.

Click to see more example sentences
fancy cafcaflı

Well, it's a fancy party.

Bu da cafcaflı bir parti.

This is a fancy boat.

Bu cafcaflı bir tekne.

Whose, uh whose fancy headband's this?

Kimin bunlar kimin bu cafcaflı bandaj?

fancy düşünce

Naturally, this young man's fancy turns to thoughts of death.

Doğal olarak, Bu genç adamın fantezisi ölüm düşünceleri ile dönüyor.

That's some fancy political thinking, professor.

Bu çok fantezi bir politik düşünce, profesör.

fancy arzu

This is not a fanciful, whimsical thing. It is a deep and powerful desire.

Hayal ürünü, tuhaf bir şey değil derin ve güçlü bir arzu bu.

Now, what would you fancy? Fancy? –What would you like?

Şimdi, ne arzu ederdiniz? Arzu mu? Ne isterdiniz?

fancy düş

Consider me a very fancy methadone clinic.

Beni afili bir metadon kliniği olarak düşün.

You, you, and you Fancy-Feet, get after her and bring her back!

Sen, sen ve sen hemen peşine düşün ve onu geri getirin!

fancy fantazi

This is a very fancy chair.

Bu oldukça fantazi bir koltuk.

I bought fancy underwear.

Fantazi çamaşırı aldım

fancy aşırı

Saturday afternoon, nothing fancy, just family and friends over.

Cumartesi öğleden sonra. Aşırı bir şey olmayacak. Sadece aile ve arkadaşlar.

Okay, so, please, a small bottle, nothing fancy.

Tamam, lütfen küçük bir şişe olsun, aşırı bir şey olmasın.

fancy beğeni

A scurrilous fancy, Father.

Aşağılık bir beğeni, baba.

fancy hayal etmek

Yeah, I always fancied a greyhound.

Evet, hep bir tazı hayal etmişimdir.

fancy düşlemek

'Fancy' is a strong word

'Düşlemek' garip bir kelime