English-Turkish translations for fast:

hız, hızlı, hızla · çabuk · oruç · derin · ileri · oruç tutmak · aceleci, acele · çıkmaz · sıkıca, sıkı · uçarı · tez · sağlam · süratle, süratli · eli çabuk · tamamen · çabucak · yakında · other translations

fast hız, hızlı, hızla

I wanted to say something, but it all just happened so fast.

Bir şey söylemek istedim ama her şey çok hızlı oldu.

Driving too slow can be just as dangerous as driving too fast.

Çok yavaş araba kullanmak çok hızlı kullanmak kadar tehlikeli olabilir.

Not too fast. Okay.

Çok hızlı değil, tamam

Click to see more example sentences
fast çabuk

Think of something fast, hurry up and think of something, because these guys want a show.

Çabuk bir şeyler düşün. Acele et ve bir şeyler düşün çünkü bu insanlar bir gösteri bekliyorlar.

And, not so fast, Michael.

O kadar çabuk değil Michael.

I promise, it'll be fast.

Söz veriyorum, çabuk olacak.

Click to see more example sentences
fast oruç

I just wanted a fresh start, and now that's ruined because angela knows about the movie and she's fasting.

Sadece yeni bir başlangıç istemiştim, Ve şimdi herşey mahvoldu çünkü Angela filmi biliyor ve oruç tutuyor.

It's Sunday today. It's my day of fasting.

Bugün Pazar günü, ve ben oruç tutuyorum.

Josh, you'll be fasting with us tomorrow, right?

Josh, yarın bizimle oruç tutacaksın, değil mi?

Click to see more example sentences
fast derin

This is gonna happen real fast, so you gotta remember what Kenny told you, all right: one, two, one, two.

Bu gerçekten çok hızlı olacak Kenny'nin sana dediğini unutma, tamam mı? Bir, iki, bir, iki.

You're just saying a lot of words really fast that mean nothing.

Sadece gerçekten çok hızlı kelime çok söylüyorsun demek bir şey.

What is fast enough, Jonathan?

Yeterince hızlı ne demek, Jonathan?

Click to see more example sentences
fast ileri

Actually that watch is two minutes fast.

Aslında bu saat iki dakika ileri.

Is that clock fast? Are these phones working?

Bu saat ileri mi? telefonlar çalışıyor mu?

Now do it fast back and forth.

Şimdi öyle hızlıca ileri geri yap.

Click to see more example sentences
fast oruç tutmak

I just wanted a fresh start, and now that's ruined because angela knows about the movie and she's fasting.

Sadece yeni bir başlangıç istemiştim, Ve şimdi herşey mahvoldu çünkü Angela filmi biliyor ve oruç tutuyor.

She's been fasting and praying for a stranger

Bir yabancı için oruç tutuyor ve dua ediyor.

Look, you're fasting today' I'm not going to leave you and go anywhere!

Bak, bugün sen oruç tutuyorsun Seni bırakmıyor ve bir yere gitmiyorum!

Click to see more example sentences
fast aceleci, acele

Think of something fast, hurry up and think of something, because these guys want a show.

Çabuk bir şeyler düşün. Acele et ve bir şeyler düşün çünkü bu insanlar bir gösteri bekliyorlar.

But hurry, because everything is changing so fast

Ama acele et, çünkü zaman çok hızlı değişiyor.

Hurry up, guys, he's moving fast.

Acele edin beyler. Hızlı gidiyor.

Click to see more example sentences
fast çıkmaz

I know a way but we gotta move fast.

Bir çıkış yolu biliyorum ama çabuk olmalıyız.

Get ready for a fast exit.

Hızlı bir çıkış için hazırlanın!

My heart's beating really fast, Hank.

Kalbim çık hızlı atıyor Hank.

Click to see more example sentences
fast sıkıca, sıkı

Tight shoes and tight women wear one out fast!

Sıkı ayakkabılar ve sıkı kadınlar çok çabuk yıpranırlar!

Hold fast, you damned monkey!

Sıkı tutun seni lanetli maymun!

Andre, hold him fast.

Andre, sıkı tut onu.

Click to see more example sentences
fast uçarı

Flying around, everything is so small, everything goes by so fast.

Uçarken, her şey çok küçük, her şey çok hızlı geçip gidiyor.

It's an airborne disease, and it travels fast.

Havada uçan bir illettir, ve çok hızlı hareket eder.

I am a fast-flying fairy, a true rare talent.

Ben hızlı uçan bir periyim, nadir bir beceridir.

Click to see more example sentences
fast tez

Bad news travels fast, Miss Bennet.

Kötü haber tez yayılırmış, Bayan Bennet.

Well, apparently, news travels fast.

Görünüşe göre kötü haber tez yayılmış.

Yes News of death travels fast

Evet, kötü haber tez yayılırmış.

Click to see more example sentences
fast sağlam

Ride fast and hard.

Hızlı ve sağlam sür.

Solid, and astoundingly fast.

Sağlam ve olağanüstü hızlı.

Very fast, if she's well-handled.

Eğer sağlam ellerdeyse çok hızlı.

fast süratle, süratli

No, this is a for-real drag race in a really fast car.

Hayır, bu gerçekten süratli bir arabada gerçek bir kalkış yarışı.

Good fast ball, bad mechanics.

İyi süratli top, kötü işleyiş.

Well, Mason's an incredibly fast crawler.

Mason inanılmaz bir süratle emekleyebiliyor.

fast eli çabuk

He's got fast hands, your little thief.

Senin küçük hırsızın elleri çok çabuk.

Night falls fast on El Paso

El Paso'da gece çabuk geçiyor.

fast tamamen

Fast, ferocious and totally illegal.

Hızlı, acımasız ve tamamen yasadışı.

He's completely unhinged and devolving fast.

Tamamen çıldırmış ve hızla geriliyor.

fast çabucak

Little squirrel growing fast.

Küçük sincap çabucak büyür.

And plaster,unlike bronze, sets fast,is plentiful

Tuncun tersine alçı, bol miktardadır, çabucak kurur

fast yakında

Very soon. Burocracy is fast in these cases. But it's late.

Yakında.bürokrasi çok hızlıdır bu konularda. ama saat geç. ben..